• Pazartesi 28 ° / 22 ° Rüzgarlı
  • Salı 29 ° / 22 ° Güneşli
  • Çarşamba 29 ° / 21 ° Güneşli

Öğretim Elemanı Alaiddin Koşar


Ekonomi Biliminde Rekabetin Önemi

Yıllardır ekonomi derslerinde, ekonomi tartışmalarında ya da günlük hayatta ekonominin klasik ve yaygın kullanılan bir tanımı vardır:


Yıllardır ekonomi derslerinde, ekonomi tartışmalarında ya da günlük hayatta ekonominin klasik ve yaygın kullanılan bir tanımı vardır: “Sınırsız ihtiyaçların kıt kaynaklarla karşılanması”. Peki ihtiyaçlar sınırsız, kaynaklar kıt ise önem arz eden faktör nedir? Tabii ki “REKABET”…

Rekabet kavramı, birçok iktisadi teorinin temelini oluşturmuş ancak hemen hemen her iktisatçı tarafından farklı şekilde tanımlanmış ve ele alınmıştır. Kimi iktisatçılar rekabetin dinamik olduğunu, kimileri statik olduğunu, kimileri bir süreç olduğunu savunmuştur. Hatta kimi iktisatçılar rekabeti fiyat olarak değerlendirirken, kimileri bilgi unsuru, kimileri de üretim araçları olarak değerlendirmiştir. Bu durumu Frank Knight şu şekilde özetlemiştir: “Rekabet kavramını kullanıyor olmak ekonomi literatürünün en büyük şanssızlığıdır”…

Rakabetin ekonomik ve toplumsal açıdan pek çok faydası vardır. Rekabet var oldukça işletmeler, diğer işletmelerin önüne geçebilmek için inovasyona yönelebilirler, fiyat düzeylerini rakiplerinin fiyat düzeylerinin aşağısına çekebilirler, rakiplerden daha kaliteli mal ve hizmet üretmeye çalışabilirler, teknolojiyi daha etkin ve verimli kullanmak isterler. Tüm bunların sonucunda da ortaya kaliteli ürünler çıkar ve bu ürünler talebin artmasını sağlar. Dolayısıyla piyasada hareketli bir ortam oluşur. Fiyat düzeylerinin düşük olması ve seçeneklerin fazlalılığı da müşteriler açısından değerlendirilebilecek olumlu faktörlerdir.

Ekonomi bilimi her ne kadar sosyal bilimler içerisinde olsa da bazı yönleriyle fen bilimlerine de benzemektedir. Mesela, doğal seçilime göre canlılar, içinde bulunduğu ortama uyum sağlayamadığı zaman nesilleri tükenmeye başlar. Bunun benzerini ekonomi biliminde de görmekteyiz. SSCB ile kapitalist ABD yıllarca soğuk savaş mücadelesi vermiştir ve zamanla şartlar ABD lehine gelişmiştir. Şartlara uyum sağlayamayan SSCB, 1991’de yıkılmıştır.

İnsan doğası da rekabetçidir. Rakibini geçmek, başarı kazanmak, daha iyi ve daha güçlü olmak ister. Ekonomik düzende de bu böyledir. Mesela, bir kasap, bizim et ürünlerine ulaşmamızı istediği için o işi yapmaz. Para kazanmak için yapar. Para kazandıkça bu sefer daha fazlasını kazanmak için daha farklı yatırımlar yapar. Mesela, dükkânını genişletebilir veya başka bir semtte yeni bir dükkân açabilir. Bunları insanlara olan sevgisinden yapmaz elbette. Ama siz bu kasaba “Artık tamamen devlet için çalışacaksın, sana yemeğini, suyunu devlet verecek, karşılığında devlet için kasaplık yapacaksın” dediğiniz an o kasabın rekabetçi yönünü öldürürsünüz ve o kasabın artık yatırım yapma, dükkân açma gibi bir derdi olmaz.

Bu nedenle komünist sistem ileri gidememiştir. Çünkü insan doğasına uygun bir sistem değildir. Bunun en güzel örneği Küba’daki mühendislerin ve doktorların ek iş olarak taksicilik yapmasıdır. Çünkü taşıdıkları turist başına kazandıkları para, bazen kendi mesleklerinin getirisinden bile fazla olmaktadır.

Özetleyecek olursak hem insan doğası gereği hem de içinde bulunduğumuz şartlar “REKABET” ortamına uygun olan sistemi ayakta tutmaktadır. Daha iyi bir sistem keşfedene kadar oyunu kurallarına göre oynamakta fayda var. Aksi halde zenginleşmek ve kalkınmak çok zor olacaktır.