• Pazartesi 19 ° / 16 ° Parçalı bulutlu
  • Salı 20 ° / 15 ° Fırtına
  • Çarşamba 21 ° / 15 ° Parçalı bulutlu

Öğretim Elemanı Alaiddin Koşar


Ey Güzel Şehir Mersin-3

Güzel şehir Mersin’i ilk iki yazımda Silifke’den Anamur’a ve Yenişehir’e kadar elimden geldiğince anlatmaya çalışmıştım.


Güzel şehir Mersin’i ilk iki yazımda Silifke’den Anamur’a ve Yenişehir’e kadar elimden geldiğince anlatmaya çalışmıştım. Gezip görülecek o kadar fazla yeri, tadına bakılacak o kadar çok lezzeti var ki bunların sadece bir kısmını yazabiliyoruz doğal olarak.

Mersin’i anlatan bu son yazımda ise en son kaldığımız yer olan Akdeniz ilçesinden başlayıp son durak olan Tarsus’a kadar uzun bir yolculuk bizleri bekliyor.

Yenişehir’in sabahında sahil kenarında bir kafede denize karşı kahvaltınızı yaparak, temiz havayı içinize çekerek güzel bir güne başlayabilirsiniz. Gezeceğiniz ve göreceğiniz o kadar güzel şeyler var ki bugün…

Yenişehir’den Akdeniz’e doğru kısa bir mesafe yolculuk ile gezintiniz başlar. Akdeniz’e geldiğinizde ilk olarak dikkat çeken yapı 52 Katlı gökdelendir. Bu gökdelen 176.8 metre uzunluğundadır. Açık havalarda ve özellikle akşam saatlerinde Kıbrıs’ın ışıklarını bu binadan rahatlıkla görebilirsiniz. Cengiz Bektaş’ın bu şahane mimari yapısını görmeden bu şehirden ayrılmayınız. Yine Akdeniz’de bulunan ve gezmeniz gereken bir yer de Mersin Müzesi’dir. Bu müze 3 bölümden oluşmaktadır: Taş salon, arkeolojik salon ve etnografi salonu. Urartu, Roma ve Bizans dönemlerine ait yüzlerce eseri görme şansınız olacaktır burada. Müzeyi gezdikten sonraki durağınız Atatürk Evi ve Müzesi olmalıdır. 20 Ocak 1925 yılında Mustafa Kemal Atatürk ve eşi Latife Hanım’ın Mersin’i ziyaretinde 11 gün boyunca kaldıkları evdir burası. 2 katlı olan bu yapının 1.katında Mustafa Kemal Atatürk’ün Mersin ziyaretlerine ve Kurtuluş Savaşı’na ilişkin fotoğrafları sergilenmektedir. 2. kat ise çalışma, dinlenme ve yatak odası olmak üzere Atatürk evi olarak sergilenmektedir.

Akdeniz’den sonraki durağımız Toroslar’dır. Burada ilk durağımız Gözne Kalesi olabilir. Bu kale Mersin’in yaylası olan Gözne beldesinin güneyindedir. 1085 metre yüksekliğinde sarp kayalıklar üzerinde yer almaktadır. Gözne Kalesi’nden sonra Çandır (Paperon) Kalesi ziyaret edilebilir. Bu kale, Ayvagediği yaylasının 7 km. doğusunda yer almaktadır. 1450 metre yükseklikte bir plato üzerine kurulmuştur. Bu kale 14.yüzyılda Karamanoğulları ve Memlükler tarafından kullanılmıştır. Kaleye çıkmak için iki kıvrımlı 172 basamaktan oluşan bir merdiven kullanılmaktadır. Gözne ve Çandır Kaleleri’nden sonra Yumuktepe Höyüğü’ne uğramalısınız. Neolitik Çağ’dan günümüze kadar kesintisiz olarak yerleşim görmüş bir yapıdır. Arkeoloji dünyası için ayrı bir önemi bulunan bu höyükte son derece zengin kazı buluntularına rastlanmıştır.

Toroslar’ın da güzelliklerini gördükten sonra Çamlıyayla sıradaki durağımızdır. Çamlıyayla’ya vardığımızda buranın en önemli tarihi kalıntılarından biri olan Namrun Kalesi karşılar bizi. Bu kale Haçlılar’ın, Anadolu Selçukluları’nın, Kilikya Ermeni Krallığı’nın, Karamanoğulları’nın ve Osmanlı Devleti’nin yönetimine girmiştir. Namrun’un stratejik önemi Gülek Kalesi’nin yukarısındaki Kilikia Kapıları’nın korunmasındaki rolüdür. Bu kale, tarihi görsel hafızanıza farklı bir bakış açısı katacaktır. Namrun Kalesi’nden sonra 1107 yaşında, 22 metre boyunda ve 3.5 metre çapında olan Ana Ardıç Tabiat Anıtı’nı görmek istersiniz diye düşünüyorum. Eğer 10 kişiden fazla değilseniz bu ağacın gövdesini çevrelemeniz imkânsızdır. Çamlıyayla’daki son durağımız Çini Göl’dür. Bu göl, Bolkar Dağları’nda bulunan buzul bir göldür. Yüksekliği 2500 metre, yüz ölçümü 25.000 m2dir. Siyaha çalan lacivert bir rengi vardır ve gölün kenarında dağcılar için kamp alanları da bulunmaktadır.

Çamlıyayla’dan sonra son durağımız olan Tarsus’a doğru yol alırız. Tarsus’a vardığımızda artık açlığımızı hissederiz. Açlık ihtiyacınızı ister humusla karşılayın, ister fındık lahmacun ile. Herhangi birini önermem diğer lezzete haksızlık olacaktır J Tarsus’tan bu lezzetleri tatmadan çıkmayın ama. Karnınızı doyurduktan sonra Tarsus’ta gezecek o kadar çok yer var ki hangisinden başlasam diye düşüneceğinizden emin olun. Ben burada bunların maalesef birkaçından bahsedebilirim. Yolunuz düşerse detaylı bir araştırma ile tüm gününüzü burada geçirebilirsiniz. Çoğunuz belki duymuştur Tarsus Şelalesi’ni. Buradan başlayabiliriz mesela. Bu şelale, 527-565 yılları arasında Bizans İmparator’u Justinyen’in kenti su taşkınlarından korumak için derenin yatağını değiştirmesiyle oluşmuştur. Şelaledeki su kış ve bahar aylarında en yoğun debisine ulaşırken yaz ayında ise su seviyesinde azalma meydana geliyor. Berdan Nehri’nin suyu Toroslar’dan çok kısa zamanda aşağıya indiği için şelaledeki bu su 4 mevsim soğukluğunu korumaktadır. Güzel bir manzaradan ve serinledikten sonra Kleopatra Kapısı’na gidebiliriz. Bu yapının Bizans Dönemi sonları ya da Abbasi Dönemi’nde yapıldığı söylenmektedir. Yapımında kesme taşlar ve horasan harcı kullanılmış, geçidi oluşturan tek kemeri at nalı şeklinde olup kapının yerden yüksekliği 8.5 metre, ortada kalan genişliği ise 5.6 metredir. Mısır’ın ünlü kraliçesi Kleopatra ve sevgilisi Romalı Antonius ile bu kapıdan geçtikleri söylenmektedir. Tarsus Şelalesi ve Kleopatra Kapısı ziyaretlerimizden sonra Nusret Mayın Gemisi’ne gidebiliriz. 365 ton ağırlığında olan bu gemi, Çanakkale Deniz Zaferi’nin kazanılmasında büyük rol oynamıştır. Bu gemi, 8 Mart 1915 sabahı büyük bir gizlilik içerisinde Erenköy koyu önlerinde 26 mayın dökerek yeni bir mayın hattı oluşturmuştur. Geçmişe yolculuk yapacağınız devasa bir yapıdır.

Ey Güzel Şehir Mersin 1-2-3 olarak elimden geldiğince, gezip gördüğüm ve bilgi sahibi olduğum kadarıyla ve kimi zaman da araştırarak bu güzel şehri, Mersin’i Anamur’dan Tarsus’a bir uçtan bir uca size anlatmaya çalıştım. Anlattığım kadar bir o kadar da anlatamadığım çok sayıda yapı, tarihi eser, müze, lezzetler var ki… Bu üç parça halinde anlattığım yazılarımda 3 günde nereleri gezip görebilirsiniz konusunda sizlere rehber olmaya çalıştım. Ancak şunu da bilmelisiniz ki Mersin’i tam anlamıyla gezip görmek istiyorsanız 3 gününüzü değil 1 haftanızı mutlaka ayırmalısınız.

Ey Güzel Şehir-1 yazımın başlarında belirttiğim gibi bir şehrin marka olması için turistik bölgelerin, yöresel ürünlerin, tarihi bölgelerin ve doğal güzelliklerinin olmasının yanı sıra bu güzelliklerinin gerek ulusal gerek uluslararası düzeyde tanıtımının iyi bir şekilde yapılması gereklidir. Görüyoruz ki bu faktörler fazlasıyla bu şehirde mevcut. Mersin’i marka bir şehir yapmak istiyorsak tüm özel ve kamu kurum ve kuruluşlarının, tüm halkın desteğine ihtiyaç vardır.

Yazımı, Mustafa Kemal Atatürk’ün şu cümlesi ile noktalamak istiyorum:

“MERSİNLİLER MERSİN’E SAHİP ÇIKINIZ”