• Salı 14.2 ° / 7 ° Light rain
  • Çarşamba 10 ° / 6.2 ° kırık bulutlar
  • Perşembe 13 ° / 10 ° Bulutlar

Öğretim Elemanı Alaiddin Koşar


Liyakat

Liyakat


Değerli okurlar, bu yazımda liyakatin tarihçesinden, islam dinindeki yerinden ve öneminden bahsedeceğim.

Liyakat, Türk Dil Kurumu tarafından “bir kimsenin kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu” şeklinde tanımlanmaktadır.

Avrupa Birliği ülkelerinde, kamu personel sistemi bakımından hizmete alınmada iki ilkenin belirleyici olduğu görülmektedir. Bu ilkelerden birisi, nitelikleri yeterli her vatandaşın kamu hizmetine eşit olarak girme hakkıdır. Bu ilkeye göre, her vatandaş ilgili ilanda belirtilen özel şartların yanı sıra, mevzuatta belirtilen genel şartlara sahip olmak kaydıyla kamu hizmetine girme hakkına sahiptir. Diğer ilke ise, en uygun adayın hizmete alınmasını gerekli kılan ve bu yönüyle aynı zamanda idarenin yararına işaret eden YETERLİK-LİYAKAT ilkesidir.

Bu konu hakkında en çok düşünenlerden biri olan ve en önemli eserlerinden “Mesnevi”yi ehliyet ve liyakat üzerine inşa eden Mevlana’ya göre, toplumda barışın, adaletin, huzurun sağlanması ancak bu kavramlara önem verilmesi, ehliyet ve liyakat sahibi insanların iş başına getirilmesiyle mümkün olabilecektir. Ehliyet ve liyakate bakılmaksızın işlerin yürütülmeye çalışılması halinde ise toplumsal düzenin işleyişinde aksaklıklar ortaya çıkacaktır.

İslam’ın birey ve toplum üzerinde hassasiyet göstermesinin yegâne sebebi toplumsal nizamın sağlanmasına yönelik olarak geliştirilmiş bir yaklaşımdır. Ancak günümüz ideolojik yapılarında “nepotizm” (akraba kayırma, adam kayırma), İslam’ın bireylere yüklediği özel anlamı bertaraf edecek nitelikte kuvvetlenmiştir. Dolayısıyla nepotizm kavramı iki noktada kendisini göstermektedir. Birincisi, 21. yüzyılda nepotizmin dramatik bir biçimde hâlen varlığını sürdürmesi, ikincisi ise bu hususun bir sorun olarak KABUL GÖRMEMESİDİR!

Hz. Peygamber dönemine baktığımızda görev talep edilmemiş görev verilmiştir. Çünkü dinen, mala ve mevkiye düşkünlük şiddetle kınanan ve dinen haram olan bir hükümdür. Bir hadisi şerifinde Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur. “Mala ve mevkiye düşkün bir adamın dînine verdiği zarar, bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarardan daha büyüktür.”

İslam dinindeki liyakatli atamalar 4 halife döneminde de devam etmiştir ve özellikle Hz. Ömer zamanında bu daha da kuvvetlenmiştir. Hz. Ömer memurları tayin ederken şu konuşmayı yapmıştır. “Sizi, saltanat sürmek, tahakküm ve tasallut etmek için tayin etmedim. Siz hidayet rehberi olacaksınız. Herkes size uyacaktır. Müslümanların haklarını koruyorsunuz. Onları kötülemeyiniz ki, zillete uğramasınlar. Onlar haksız yere methetmeyiniz ki şımarmasınlar. Kapılarınızı yüzlerine kapamayınız ki kuvvetliler zayıfları ezmesin. Kendinizi Müslümanlardan üstün görmeyiniz ki haksızlığa uğramasınlar.” Bu konuşmadan anlıyoruz ki, idarenin görevi halkı eşit ve adil bir şekilde yönetmek, liyakatten şaşmamak, haksızlık ve zulüm karşısında yönetimin şefkatli kudretini hissettirmektir.

Yazımı bitirirken aşağıdaki olayı sizlerle paylaşmak istiyorum:

Peygamber Efendimiz Mekke'yi fethetmiş, Kâbe’deki putları bir bir temizlemiş ve Kâbe’nin anahtarlarını Hz. Ali’den gidip almasını ve kendisine getirmesini istemiştir.

Kâbe’nin anahtarları o an için Müslüman olmamış ve hala müşrik olan Osman B. Talha’dadır. 

Hz. Ali, Peygamberimizin isteği üzerine Osman B. Talha’yı bulur ve Kâbe’nin anahtarlarını geri vermesini ister. Osman, Kâbe’nin anahtarlarının yıllarca kendi soylarında olduğunu ve Kâbe’nin korumalığının kendi sülalesi tarafından yürütüldüğünü, Hz. Muhammed’in peygamber olduğuna da inanmadığını açıkça söyleyerek Kâbe’nin anahtarlarını vermeyi reddeder.

Hz. Ali ısrarlı davranır ve bu isteğin Hz. Muhammed’in emri olduğunu Osman B. Talha’ya hatırlatarak, bu anahtarı her ne şartlarda olursa olsun alacağını söyler. 

Osman B. Talha’nın bileğini bükerek, anahtarı elinden alır. Canı yanan Talha anahtarı vermek mecburiyetinde kalır.

Anahtarı, Osman B. Talha’nın elinden zorla da olsa alan Hz. Ali hızlıca Efendimizin yanına gelir ve anahtarı uzatarak efendimize verir. 

Peygamber Efendimiz (s.a.v) anahtarı Hz. Ali’den teslim alır. 

Anahtarı tekrar Hz. Ali’ye uzatarak, bunları Osman'a teslim etmesini ister. 

Hz. Ali şaşkınlık içerisinde kalır ve Efendimize sorar;

-“Ey Allah’ın Resûlü! Biraz önce emrinizle gidip anahtarları alıp getirdim ve size teslim ettim. Şimdi de emrinizle yine aynı şahsa anahtarları götürüp teslim etmemi emrediyorsunuz.” 

-Bunun sebebi hikmeti nedir o zaman?

“Ya Ali! 

Sen anahtarları yolda bana getirirken Cebrail (a.s.) bana vahiy getirdi. “Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, bununla size güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.”(Nisa: 58).