• Cumartesi 17 ° / 10 ° Parçalı bulutlu
  • Pazar 16 ° / 8 ° Güneşli
  • Pazartesi 16 ° / 9 ° Parçalı bulutlu

Öğretim Elemanı Alaiddin Koşar


Üniversiteli İşsizler Ve Çözüm Önerileri

Bu yazıyı okumadan önce baştan söylemeliyim ki biraz uzun bir yazı olacak ama sıkıcı da olmayacak. Bu yüzden sakin bir kafayla müsait olduğunuzda okumanızı tavsiye ederim.


Bu yazıyı okumadan önce baştan söylemeliyim ki biraz uzun bir yazı olacak ama sıkıcı da olmayacak. Bu yüzden sakin bir kafayla müsait olduğunuzda okumanızı tavsiye ederim.

İşsizlik ülkemizde konuşulan büyük sorunlardan biri olarak değerlendirilmektedir. Kimileri için belki de en büyük sorundur, kimileri için ise küçük bir sorun. Bu durum kişinin demografik özelliklerine göre değişmektedir doğal olarak. Bu yazıda tüm yaş gruplarının işsizlik oranını ya da durumunu konuşma niyetim yok. Çünkü konuya o kadar hâkim değilim. Ama bir akademisyen olarak hâkim olduğum alanda üniversiteli işsizler üzerine konuşmayı, değerlendirmeler yapmayı ve bazı çözüm önerileri de sunmayı isterim.

Öncelikli olarak istatistiklerden, oranlardan, verilerden yararlanmayacağımı belirtmek isterim. Bu sayıların, oranların pek bir önemi yok. Önemli olan sorunu bulmak ve çözmek. Bunu başarabilirsek zamanla o sayıları önemsiz kılabilecek bir ülkeyiz.

7 yıldır üniversitede çalışmaktayım ve öğrencilerle arkadaş gibi olmayı tercih eden, onların sorunlarını dinleyen, elimden geldiğince yardım etmeye çalışan yapıda biriyim. Mezun olan öğrencileri de elimden geldiğince takip ederim, onlar da arayıp sorarlar sağolsunlar. Öğrenci iken KPSS, ALES, YDS, YÖKDİL, BANKA SINAVLARI VE ANKARA’DA YAPILAN KURUM SINAVLARINA hazırlanan ve şimdi de bu sınavlara hazırlanan öğrencilerle aynı ortamda olup onları izleyince de ister istemez bazı sorunları görebiliyorum.

Öncelikle sınavlar ile başlamak isterim. KPSS dediğimiz sınav kamuya personel seçmek için yapılan bir sınavdır bildiğiniz üzere. Bu B grubu olarak adlandırdığımız sınav. Bir de A grubu var (İşletme, Maliye, Muhasebe, Hukuk, İktisat, İstatistik, Kamu Yönetimi vb. gibi alan sınavlarının olduğu). Her kurum (bakanlıklar) belirli bir alandan belirli bir yüzde koyarak toplam puan kriterini belirler. Ancak şöyle bir sorun var ki her mezun olan öğrenci sadece kendi alanını bilmekte. Diğer alanlardan sadece birkaç ders almaktadır. Mesela ben işletme mezunu olarak maliye hiç görmedim, hukukta sadece temel hukuk ve ticaret hukuku gördüm. İktisat alanında mikro ve makro iktisat. Bu durum İktisat, Kamu Yönetimi ya da farklı bir bölüm okuyan için de geçerlidir. Onlar da kendi alanlarındaki dersleri görmekte, diğer alanlardan birkaç ders almakta sadece. Bu yüzden mezun olan bir öğrencinin KPSS A grubundan başarılı olma ihtimali ancak mezun olduktan sonra 1 ya da 2 sene tüm alanlara çalışmasına bağlıdır. Başarılı olduktan sonra bir de kurum sınavı ve mülakat da olacak tabi. Yani A grubu başarısı ve atanma sürecini de göz önüne alırsak mezuniyetten sonra 2-3 sene işsizlik var… Bunun çözümü çok basittir. Her öğrenci, kendi alanı ile ilgili sınava girerse (İşletme mezunu sadece işletme konularından oluşan bir sınava, İktisat mezunu sadece iktisat konularından oluşan bir sınava vb.) başarı oranı artacak ve öğrencinin zaman kaybı da azalacaktır. Şimdi diyebilirsiniz ki sadece işletme dersleri ile belli bir kuruma girmek yanlış değil mi. Evet haklısınız. Bazı kurumlarda maliye, hukuk vb. alanlarını da bilmek gerek. Daha sonra girilecek kurum sınavında elzem olan alanları kurum belirlerse ve bunu öğrencilere sunarsa (KPSS sınavından başarılı puan alanlara) öğrencilerin bunlara çalışması çok daha kolay olacaktır. 2-3 sene işsizlik ihtimali bu çözüm önerisi ile minimuma inecektir. Böylece A grubu atamaları ulaşılması imkânsız bir gemi gibi görünmeyecektir.

Bir de KPSS B grubu sınavımız var. Bu da Türkçe, Matematik, Tarih, Coğrafya, Anayasa ve Genel Kültürden oluşan ve memur atamalarında başarı ölçütü sayılan bir sınav. Bu sınav A grubuna göre daha oturaklı ve makul bir sınav gibi. Ancak burada aklıma takılan bazı noktalar var. Türkçe ile sözel mantık, Matematik ile sayısal mantık becerisi ölçülüyor. Burada sorun yok ama dağların denize dik uzanması ya da pamuğun nerede yetiştiğini bilen bir insanın memuriyeti hak etmesi anormal değil mi. Ya da memuriyette ne işine yarar bu? Tarih konusunda ise bu alanın olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü devlete hizmet edecek birinin tarihini, değerlerini, geçmişini ve milli değerlerini bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak coğrafya ve genel kültürün bu sınavda çok gereksiz olduğunu düşünmekteyim. Bu iki alan yerine mesela 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile ilgili sorular sormak memur seçmek için daha mantıklı değil mi? Dağların denize nasıl uzanacağını bilmektense birinci dereceden akrabaları öldüğünde memura kaç gün izin verileceğini bilsin. B grubu sınavının içeriğini düzeltebilirsek devletimize hizmet edecek daha bilgili ve liyakatli insanları seçebileceğimizi düşünüyorum.

Mezuniyetten sonra yüksek lisans, doktora gibi eğitim derecelerinde ilerlemek isteyen öğrenciler de oluyor. Bunlar için de YDS, YÖKDİL gibi İngilizce sınavları ve bir de ALES sınavı var. Dil sınavlarının gayet uygun içerikler ile yapıldığını düşünüyorum. Ancak ALES sınavına itirazım çok büyük. ALES dediğimiz sınav Türkçe ve Matematik sorularından oluşan ve öğrencinin yüksek lisans, doktora yapmasında büyük bir paya sahip bir sınav. İtirazım büyük çünkü üniversitede akademisyen olmak ya da kendi alanında uzmanlaşmak isteyen öğrenciler bu yola giriyor. Bırakalım artık şu Türkçe’yi, Matematiği. Lise giriş sınavında, Üniversite giriş sınavlarında gördük artık onları. Hatta KPSS’de, banka sınavlarında her yerde görüyoruz. Burada biz akademisyen seçiyoruz, bilim insanı seçiyoruz, alanında uzman seçiyoruz. Bunu Türkçe ve Matematikle ölçemeyiz. Bir insan Türkçe ve Matematiği çok iyi diye akademisyen yapamayız. Ya da tam tersi Türkçe ve Matematiği kötü olan birine sen akademisyen olamazsın diyemeyiz. Bu yüzden ALES sınavı KPSS A grubu sınavı gibi olmalıdır. Yani öğrenci hangi alanda yüksek lisans ya da doktora yapmak istiyorsa o alanın sınavına girmeli. 50 Türkçe 50 Matematik çözerek değil; 100 tane işletme sorusu çözerek bunu haketmeli ya da 100 tane İktisat sorusu çözerek bunu haketmeli.

Sınavlar için bu durumları çözebilirsek daha bilgili, daha liyakatli, öğrenciye zaman kaybettirmeyecek bir sistem yaratmış oluruz. Dolayısıyla devlet dairelerinde işlerimizi hızlıca çözen personel sayıları artacak, ödül alan bilim adamı sayımız artacak, dünya sıralamalarında üst basamaklarda göreceğimiz üniversiteler olacaktır.

Sınav konuları biraz uzun oldu belki ama anlaşılır olması için detaylı açıklamalar yapmak durumundaydım. Peki sınavlardan başka çözmemiz gereken ne gibi sorunlar var üniversiteli işsizleri azaltmak için. Bir diğer sorun ise artık çalışamayacak durumda olan, yaşı büyük olan ama bir türlü emekli olmayan kişilerin varlığıdır. Kimse kızmasın kusurabakmayın. Eğer bu ülkeyi ileriye taşıyacaksak gençlerin önünü açıp ama yaşı ileri olan insanlarımızın da tecrübelerinden yararlanmak zorundayız.Bunun nasıl bir çözümü olabilir peki?

Her kurum (postane, hastane, banka, üniversite, sağlık ocağı vb. aklınıza gelebilecek her yer) belli bir emeklilik yaşı belirlesin. Tabi bu yaş belirlenirken makul bir yaş olmalı. Bankadan emekli olacak kişinin yaşı ile üniversiteden emekli olacak kişinin yaşı aynı olamaz. (Belli bir emeklilik yaşı zaten var ama benim bahsettiğim ya bu yaşta emekli olunması ya da bundan sonraki belirlenen bir yaşta olunması). Mesela A kişisi artık ileri yaşından dolayı ilgili kuruma katkı sunamıyorsa ama bilgi ve tecrübeleri önemli ise de bu kişinin yanına bir kişi stajyer olarak belirli bir süreliğine verilir (1 yıl, 2 yıl). Bu süre sonunda artık makul bir bilgi düzeyine sahip olan ve kuruma katkı sunacak genç bir personeliniz olur. Bunu bazı kurumlarda yapabiliriz ama bazı kurumlarda mümkün değildir tabi. Mümkün olmayan kurumlarda da gençlerin önü, yaşı ileri olan ama kuruma katkı sunamayan kişiler tarafından da kapatılmamalıdır. Bu durum gençlerimizin motivasyonuna darbe vurmakta ve onları küstürmektedir. Bu yüzden her kurumun emeklilik yaşı ve sistematik olarak kazanacağı genç personelleri çok iyi planlanmalıdır.

Sınavların içeriğinde yapılacak değişiklikler ve emeklilik planlamaları üniversiteli işsizlerin oranını hatrı sayılır ölçüde azaltacaktır. Son olarak bu oranı azaltacak bir şeyden daha bahsetmek isterim. Üniversite’de ki bölüm kontenjanları ile ilgili bu durum. Bazı bölüm mezunları bazında her sene işsizlik oranı artmaktadır. Bu bölümlerin kontenjanlarını iyi takip etmek gerekir. İşsiz mezunlara aynı alanda işsiz mezunlar eklememek gerek. YÖK bunu takip ediyor. Hatta bazı üniversitelerde bazı bölümler kapandı, bazı bölümlerin ikinci öğretimleri kapandı. Bunlar güzel adımlar. Ancak halen bazı sorunlar var. Bazı bölümler %100 ya da %90 doluyor diye o kontenjanları öyle bırakmak doğru değil. Çünkü öğrencilerimiz bazen bölümü değil şehri seçebiliyor. Bu yüzden işsizlik oranının çok olduğu bölümlerdeki kontenjanlar istisnasız şekilde ülke genelinde düşürülmelidir. Mesela A bölümünde kontenjan 100 ise bunu 50ye düşürmek lazım. Bu yapıldığı takdirde ilgili üniversitenin tercih puanı da artacaktır ve daha bilgili öğrenciler gelecektir o bölüme. Daha bilgili, daha çok hakeden öğrencinin gelmesi daha başarılı mezuniyetler demek olacaktır. Bu durum yukarıda saydığım etmenlerle birleştiğinde işsizlik oranını daha da azaltacaktır.

Çevremdeki öğrencilere ve mezun olan öğrencilere baktığımda bölüm birincilerimizin halen işsiz olduğunu görmek çok üzücü. Hangi alanda ilerleyeceğine karar veremeyen ve her alanda aksayan bir şeyler olduğunu görerek seçim yapmakta zorlanan öğrencilerimizi görmek çok üzücü.

Bu 3 faktörü (sınav içeriklerinde değişiklik, emeklilik yaşı ve genç personel planlaması, kontenjan planlamaları) uygulamak hiç de zor değil. Başarılı bir uygulama ile 4-5 sene içerisinde üniversiteli işsizlik oranının yarı yarıya düşebileceği kanaatindeyim. Tüm bunların yanı sıra Cumhurbaşkanımızın geçen günlerde eğitimde reform ile ilgili söylediklerine de sonuna kadar katılıyorum. Kendi milli değerlerimiz ile şekillenecek olan eğitim ve kültür reformunun tüm gençlere aktif öğrenciliklerinde ve mezuniyetten sonraki hayatlarında şu ankinden çok daha fazla katkı sunacağı kanaatindeyim.

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Gençliği yetiştiriniz. Onlara bilim ve kültürün olumlu fikirlerini veriniz. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Özgür fikirler uygulamaya geçtiği zaman, Türk milleti yükselecektir." sözünden yola çıkarak her şeyin daha güzel olacağı umuduyla yazımı sonlandırıyorum.