Prof. Dr. Mustafa Fedai Çavuş


Yirmi sekiz


1997 yılında Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde eğitim öğretim hayatıma devam ediyordum. Farklı görüşlerden ve düşüncelerden arkadaşlarımızla ufak tefek sorunlar olsa da birlikte yaşıyorduk.  Açığı kapalısı, uzun saçlısı sakallısı, ülkücüsü, cemaatçisi, solcusu, sağcısı hepimiz bir aradaydık. Sonra bir gün duyduk ki tanklar yürümüş Ankara?da Sincan sokaklarında. Günlerden 28 Şubat.

Bu tarih o günden beri insanların dilinde ve her söylenişinde herhangi bir tarih olmaktan başka anlamlar kazanıyor beyinlerde. Bir kısım insanlar için eziyet dolu günlerin başlangıcı, bir diğer kısım için ise geri gidişe dur denilen tarih.

Farklı düşüncelerin meydan muharebesinin sonucunda bir taraf ezilen diğer taraf ezen statüsünde tarihin sayfalarında yerlerini aldılar. Bazı insanlar için hakların gasp edildiği, hatta yaşam haklarının bile ellerinden alınmak istendiği bir dönemi ifade ediyor bu tarih.

28 Şubat döneminde neler olmuştu?

İnsanlar inançları nedeniyle, kılık kıyafetleri nedeniyle, daha genel anlamda ise hayatı nasıl yaşamak istediklerine yönelik tercihleri nedeniyle baskı altına alındılar. Mahalle baskısına maruz bırakılarak hayatları zehir edildi.

Bu durumu destekleyenler oldu, desteklemeyenler olduğu gibi.

Birileri çıkıp şöyle dedi: Bin yıl sürecek.

Sonra ne mi oldu?

Zaman geçti, iktidarlar değişti.

Gazetelerin manşetlerini şu cümleler kaplıyordu: Bin yıl sürecek denmişti.

Evet, bugün 17 yıl geçti o yirmi sekiz Şubat?ın üzerinden.

Peki ne değişti?

Sadece ezen ve ezilen taraflar yer değiştirdi.

Dün kendilerinin, tabiri caizse, işkenceye uğradığını, hayatlarının kendilerine zindan edildiğini söyleyenler ve onların yanında yer alanlar,  bugün kendilerine bunları yaptıklarını düşündükleri insanlara veya onlar gibi düşünenlere aynı şekilde ve hatta bazen daha fazlasıyla davranarak adaleti sağlıyorlar.

Bu rövanş alma mantığıyla hareket edersek yirmi sekiz şubat değil bin yıl emin olun ki kıyamete kadar sürecektir. Sadece tarafları değişecek, gücü ele geçirenler ve bu güce kul olanlar, gücü az olanları ezmeye devam edecek.

Kin ve nefret insanın adaletle hükmetmesinin önündeki en büyük engellerdendir. ?Sana yapılmasını istemediğini başkasına yapma.? hükmü bu nedenle yapacağımız her davranışın, söyleyeceğimiz her sözün tartılarak, düşünülerek yapılmasını ve söylenmesi için bizi uyarıyor.

Şunu sormak istiyorum;

Dün sadece inançlarını yaşadıkları için haksızlığa ve zulme uğrayanlar, bugün aynı haksızlığı ve zulmü farklı düşünen, inanan ve yaşayanlara yapmak güzel dinimiz İslam?ın neresinde var? 

Peygamber efendimiz Taif yolculuğunda kendisine eziyet edenler için ?Yâ Rabbi, onlar bilmiyorlar. Bilseler, böyle yapmazlardı!..." diyerek duâ etmiş, onların bağışlanmalarını ve hidâyete ermelerini dilemiştir.

Bu konuda pek çok ayet-i kerime vardır. Onlardan birisi ile yazımızı noktalayalım ve tekrar tekrar düşünelim inancımızı ne kadar biliyor ve ne kadar bildiklerimize göre yaşıyoruz?

"Bir kötülüğün karşılığı, ona denk bir kötülüktür. Ama kim affeder ve ıslah ederse, artık onun ecri Allâh`a aittir. Gerçekten O, zâlimleri sevmez."(eş-Şûrâ, 40)

  • Pazartesi 12.2 ° / 2.2 ° Güneşli
  • Salı 12 ° / 3.4 ° Güneşli
  • Çarşamba 14.1 ° / 5.8 ° Bölgesel düzensiz yağmur yağışlı