• Cumartesi 29 ° / 19 ° Güneşli
  • Pazar 31 ° / 23 ° Güneşli
  • Pazartesi 28 ° / 21 ° Rüzgarlı

İsmet İpek


Zorkun Geceleri

Zorkun gecelerini seviyorum. Öylesine serin ve sessiz, öylesine huzurlu ki... Çukurova'nın yaz gecelerindeki vahameti düşündükçe “Yayla Allah'ın nimeti” diyor, şükrediyorum.



Zorkun gecelerini seviyorum.
Öylesine serin ve sessiz, öylesine huzurlu ki... Çukurova'nın yaz gecelerindeki vahameti düşündükçe “Yayla Allah'ın nimeti” diyor, şükrediyorum.
Yazın kırk dereceye ulaşan sarı sıcaklarda kara kara yanan Çukurova'dakiler için dua ediyorum.

Kimi gece uykum kaçıyor, uyanıyorum. Mahmur mahmur düşünüyorum. Veya düşünmeye çalışıyorum.
Gecenin kör karanlığında parlayan sokak lâmbalarının yardımıyla, çam ağaçlarının ardındaki korku perdesini aralıyorum. Zifirî karanlığın boşluğuna dalıyorum. Garip bir ürpertiyle toparlanıyorum. Başımı gökyüzüne çeviriyor, varsa aya veya birkaç yıldıza bakıp, yarım yamalak zikirle ve tefekkürle, olup bitenleri anlamaya çalışıyorum.

Çoğu geceler, uyku derinliğine varmış olmanın hazzını yaşıyorum.
Bazen de aklıma takılan gündelik malihulyalar ile uğraşıyorum.
Sonuçta ne oluyor, biliyor musunuz?

Yok, yok, sırlarımı açıklamıyorum...
Sadece itiraf ediyorum;
Bir teselli arıyorum.
İçimde saklı kırgınlıkları öfkeye, ters giden işleri küfre, çaresizliği isyana dönüştürmeden, yanağımı okşayan serin rüzgârın dokunuşu ile sakinleşiyorum.

Zorkun'da dağların sesini dinliyorum.
İnsana korku veren vahşî hayvanların, eski Gavurdağı masallarında anlatılan canavarların, bu saatlerde kuzuların uysallığında uyuyakaldığını sanıyorum.

Gecenin sessizliğini bölen Dingok kuşlarının, kumru gibi “Din guuk, din guuk...” diye ötüşünü, ağaçların çatalına oturan bir baykuşun vahşi bakışını anlamaya çalışıyorum.
Kendisini hiç görmediğim, göreni de bilmediğim ama ümitsizce yalvaran sesini duydukça hüzünlendiğim Göğceoğlak kuşuna dair büyüklerimizin anlattığı eski bir Gavurdağı masalını hatırlıyorum.

Rivayet edilir ki, Gavurdağlarında iki öksüz çocuk çobanlık yaparmış. Aşiretin oğlaklarını yayarmış.
Küçük kardeş bir oğlağını kaybetmiş.
Ağabeyine yalvarmış, yakarmış. “Analığımız duyarsa bize dayak atar, hakaret eder” demiş.
İki kardeş bir olmuş, kayıp oğlağı aramaya koyulmuş.

Derken hava kararmış ve akşam olmuş. Ama onlar hala, o dağdan bu dağa “Göğceoğlak” diye bağırıyor, birbirlerine haber soruyormuş. Kayıp oğlaktan haber alamayınca her ikisi de “Huuuu...” diye, sanki ilâhî bir yakarışla dağlara ağlıyormuş.

-Göğceoğlak!
-Huuu!
-Göğceoğlağı buldun mu?
-Yoook...
-Huuuu!
İki kardeş bu dağlarda hala Göğceoğlağı arıyormuş.

Göğceoğlak denen bu gece kuşu, adını bu çocuklardan alıyormuş. Bir rivayete göre, aslında bu çocuklar Göğceoğlak kuşuymuş. Onlar hala geceleri Göğceoğlağı arıyor, bulamayınca ağlıyormuş.

Biliyor musunuz, baykuş viranelerde yaşıyormuş. Baykuşun her gün bir kuş rızkı oluyormuş. Onu yemesi için, gündüz kuşlar etrafında fırıl fırıl dolanıyormuş. Baykuş ta gövdesini kıpırdatmadan, başını yüz seksen derece sağa sola çeviriyor, etrafında uçuşan ve rızkı olan kuşu yakalıyor ve yiyormuş.

Zorkun gecelerinde baykuşun ötüşüne de çok rastlanır. Hatta çoğumuz Göğceoğlağı baykuş sanır.

Zorkun'da baykuşun teselli olduğu geceler de vardır.
Ve bazı geceler baykuş sesinin dahi bülbül sesine değişmediği zamanlardır.

Urfa’lı Şair Nabi'nin mana yüklü gazelini Sırageceleri'nde okuyan Kazancı Bedih'in kulaklarımızda hala yankılanan yanık sesi ile hatırlayarak Zorkun geceleri üstüne duygularımızı tamamlayalım;
“Tenha gecelerde beni eylerse teselli,
Baykuş sesini bülbül-ü şeydaya değişmem.”