İSTANBUL - Yeditepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ece Ceylan Baba, yükseköğretimde eğitim anlayışının öğrencilerin farklı ihtiyaçları ve öğrenme biçimleri doğrultusunda daha esnek ve kapsayıcı bir yapıya doğru evrildiğini belirtti.
Üniversiteden yapılan açıklamaya göre, Dünya Ekonomik Forumu (WEF) verileri, analitik düşünme, problem çözme, yaratıcılık, teknolojiyi etkin kullanma ve yaşam boyu öğrenme becerilerinin gelecekte daha fazla önem kazanacağına işaret ederken, üniversitelerde de tek tip eğitim yaklaşımlar yerine, öğrencilerin bireysel farklılıklarının dikkate alındığı sistemler ilgi görüyor.
Bu gelişmeler, öğrencilerin farklı alanlarda kendini geliştirebileceği ve ilgi alanlarını keşfedebileceği zengin eğitim ortamlarının gerekliliğini artırıyor.
Yeditepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ece Ceylan Baba, yükseköğretimde bakış açısının değiştiğini belirterek, artık temel sorunun öğrenciyi mevcut sisteme uyarlamak değil, öğrencinin kendi geleceğini planlayabileceği bir eğitim ortamı sunmak olduğunu ifade etti.
Üniversitelerin yeni dönemde yalnızca bilgi aktaran kurumlar olmanın ötesine geçtiğine işaret eden Baba, bu yapıların öğrencilerin yeteneklerini ortaya çıkaran ve onları iş hayatına hazırlayan merkezler haline geldiğini vurguladı.
- Her öğrencinin öğrenme biçimi farklı
Baba, üniversite öğrencilerinin öğrenme yöntemleri, sosyal koşulları ve beklentilerinin birbirinden farklı olduğuna dikkati çekerek, "Bazı öğrenciler düşüncelerini konuşarak daha iyi aktarır, bazıları yazılı anlatımda daha başarılıdır. Kimi yalnızca akademik çalışmaya odaklanır, kimi eğitimini çalışarak sürdürür. Bu farklılıklar istisna değil, üniversite hayatının doğal bir parçasıdır. Eğitim sistemi de bu gerçeği dikkate almalıdır." ifadelerini kullandı.
Bu yaklaşımın, öğrenciyi pasif bilgi alıcısı yerine öğrenme sürecinin aktif bir parçası haline getirdiğini vurgulayan Baba, bunun aynı zamanda aidiyet duygusunu ve akademik katılımı da güçlendirdiğini ifade etti.
Baba, yalnızca meslek bilgisine sahip olmanın yeterli olmadığını farklı alanlarda düşünebilen, değişen koşullara uyum sağlayabilen, teknolojiyi etkin kullanan ve öğrenmeye açık birey olmanın da önem kazandığını aktararak, şunları kaydetti:
"Asıl rekabet avantajı, bireyin değişime uyum sağlayabilme ve yeni değerler üretebilme gücüdür. Öğrenci, hangi seçeneklerin önünde olduğunu bildiğinde öğrenme daha güçlü hale gelir. Esneklik eğitimin kalitesini düşürmez, aksine eğitimi daha sağlam kılar. Beklentiler açık olduğunda ve kurallar net biçimde belirlendiğinde esneklik kaliteyi zayıflatmaz. Aksine öğrencinin sorumluluk almasını ve bilinçli tercihler yapmasını sağlar. Aidiyet, başarıdan sonra ortaya çıkan bir duygu değildir. Öğrenci kendini sistemin dışında değil, onun doğal bir parçası olarak gördüğünde öğrenme kalıcı hale gelir."