İlginizi Çekebilir
2026 Dünya Kupası Yolunda Milli Gururlar: Enes Ünal
2026 Dünya Kupası Yolunda Milli Gururlar: Enes Ünal
BOURNEMOUTH - HİLMİ SEVER - İngiltere Premier Lig ekiplerinden Bournemouth forması giyen milli futbolcu Enes Ünal, A Milli Takım'ın çok iyi bir kadroya sahip olduğunu ve bu ekibin Dünya Kupası'na gideceğine inandığını söyledi.
Anadolu Ajansının Türkiye'nin Ödeme Yöntemi TROY'un katkılarıyla hayata geçirdiği "2026 Dünya Kupası Yolunda Milli Gururlar" projesinin altıncı konuğu Enes Ünal, AA'ya özel açıklamalarda bulundu.
Dünya Kupası hasretini 24 yıl sonra sona erdirme mücadelesi veren A Milli Takım futbolcularını Türk halkına daha yakından tanıtmayı ve "milli takım taraftarı" olgusunu güçlendirmeyi amaçlayan projede, ay-yıldızlı oyuncuların Dünya Kupası hedefi, milli takımla ilgili düşünceleri, yaşadıkları şehirlerdeki günlük yaşamları ve kulüp takımlarındaki durumları detaylı ele alınıyor.
- "İnşallah Dünya Kupası kadrosunda olacağım"
A Milli Takım'ın Dünya Kupası'na gidebileceğini belirten Enes Ünal, Dünya Kupası organizasyonunun futbolun zirvesi olduğunu vurguladı.
Premier Lig, Şampiyonlar Ligi, UEFA Avrupa Şampiyonası gibi organizasyonların çok üst düzey olduğunu ancak Dünya Kupası'nın herkesin bulunmak istediği yer olduğunu dile getiren 28 yaşındaki futbolcu, "Herkesin hayali Dünya Kupası. Bir futbolcunun ulaşabileceği en yüksek yer. Ülkeni temsil ediyorsun. Milli takımın durumu çok iyi. çok formda oyuncularımız var, yıldızlarımız var, savaşçılarımız var. Uzun süredir orada olamadım. Sakatlıklar yaşadım. Ama kadro çok değişmedi. Onlarla birlikte aynı ortamda çok bulundum. Birbirini seven, birbirine bağlı, güzel işler yapmak isteyen, ülke futboluna seviye atlatmak isteyen bir takımımız var. Milli takımımız kesinlikle Dünya Kupası'na gidebilir. Kura şansı olmasa direkt de gidebilirdik. İspanya bence şu anda dünyanın en iyisi. Ama güzel bir kura çekildi. İyi takımlara karşı, küçümsenmemesi gereken takımlara karşı oynayacağız. Modern futbol çok gelişti, her ülkenin takımı sıkıntı çıkarabiliyor. Hocamız zaten bu konuda çok iyi, taviz vereceğini düşünmüyorum." ifadelerini kullandı.
Uzun süre sakatlıklarla boğuştuğunu ancak her zaman elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığını belirten Enes Ünal, "İnşallah Dünya Kupası kadrosunda olacağım. Kolay değil, uzun süredir durumum ortada, yaşadığım sakatlıklar var. Ama elimden gelenin fazlasını yapmaya çalışıyorum. Alabildiğim kadar süre almaya çalışıyorum. Ocak ayında, form tutmak için başka takımda oynamak istedim, Dünya Kupası'nda oynamak için bunu yaptım. Benim için Dünya Kupası bu kadar önemli ama olmadı, kulüp beni bırakmadı çünkü burada bana ihtiyaçları olduğunu söylediler. Kalan maçlarda en iyisini yapıp, daha fazla süre alıp Dünya Kupası'nda olmak istiyorum." açıklamasında bulundu.
A Milli Takım'ın çok yetenekli ve kaliteli oyunculara sahip olduğunun altını çizen Enes Ünal, "Üst seviyede oynayan oyuncularımız var. Türkiye'de ve Avrupa'da sürekli rekabet eden oyunculara sahibiz. Hocanın kattığı sistem ve bizi toparlaması çok önemli. Oyuncuların üst seviyede oynaması, taktik ve defansif disiplini edinmesi, Vincenzo Montella'yla da bir araya gelmek çok güzel oldu. Hep zorlayarak giden bir takım vardı, artık işi bitiren bir takım var. Büyük maçlarda iyi rekabet eden bir takımız. Vincenzo Montella aslında çok basit şekilde toparladı takımı. İtalyan hocanın özelliği. Kısa toplantılar, bireysel toplantılar ve grup toplantıları yaptı. Özellikle defansif kimlik oturtmak çok zor bir şey değil. Grubu da çok iyi ikna etti. Milli takımda birçok oyuncu birçok maç oynuyor, sürekli baskı altında. Milli takımda oyuncuya baskı kurmak da sıkıntı oluşturuyor. Oyuncuyu rahatlatmak çok önemli. Hoca da bunun dengesini çok iyi kurdu. Herkes çok mutlu, kamplara koşa koşa geliyor, net şekilde çalışıyor." diyerek sözlerine devam etti.
- "2002'nin ve 2008'in görüntüleri beni hep motive eder"
A Milli Takım Kaptanı Hakan Çalhanoğlu'nun çekilen bir belgeselde maç öncesinde sakatlıkları bulunan Enes Ünal ve Ozan Kabak için kazanmaları gerektiğini takım arkadaşlarına söylediği görüntüyle ilgili konuşan Enes Ünal, bu durumun kendisi için çok güzel olduğunu vurguladı.
Kendisinin de görüntüyü belgeselde yeni izlediğini belirten 28 yaşındaki futbolcu, "Bunu düşünmeleri çok güzel. Kalben ve ruhen onlarla olduğumuzu bilmeleri çok güzel. Kaptan zaten müthiş insan. Çok güzel bir duyguydu. Milli takımda son yıllarda çok iyi ortam oluştu. Güzel bir iskelet oluştu. Bu ortama giren de takımın parçası olarak giriyor. Genç oyuncular için çok iyi. Milli takım biraz göz korkutabilir. Genç oyuncular için böyle bir kampa girmek çok rahatlatıcı ve motive edici." diye konuştu.
A Milli Takım'ın Dünya Kupası ve Avrupa şampiyonalarına sürekli katılması gerektiğini, bunun için de iyi bir oyuncu havuzuna sahip olduğunu belirten Enes Ünal, şöyle devam etti:
"Biz bence Belçika değiliz. Belçika futbol eğitimi konusunda çok iyi ama nüfusu İstanbul'dan az. Eşim Belçikalı, babasıyla futbol konuşuyoruz. Hiç memnun değil milli takımın durumundan. Gelen oyuncuların zayıflığından, havuzun küçüklüğünden bahsediyor. Büyük nüfusu olan, futbolu çok seven bir ülkeyiz. Bizim artık 'Jenerasyon yakaladık.' söyleminden çıkmamız gerekiyor. Bizim jenerasyonumuzun sürekli olması lazım. Turnuvalara abone olmamız lazım. 2-3 turnuvaya gitmiyoruz, sonra turnuvaya gidince final oynama beklentisi oluyor. Biz hiç final oynamamışız, kupa kazanmamışız, sürekli turnuva kaçırıyoruz, nasıl böyle bir beklenti oluyor? 2002'nin ve 2008'in görüntüleri beni hep motive eder. Genç oyunculara bunları izletmemiz lazım ama bunun sürdürülmesi lazım. Sürekli Dünya Kupası'na, Avrupa Şampiyonası'na gitmemiz lazım. Zor ama sürekli olması gerekiyor. Gidemeyince de kırılma olmaması lazım. Sadece Dünya Kupası'nı kazanınca mı iyi olacaksın? Mesela İngiltere'nin kaç kez iyi jenerasyonu oldu ama hepsi hayal kırıklığı oldu."
A Milli Takım'ın Dünya Kupası'na katılması durumunda aynı grupta yer alacağı ABD, Paraguay ve Avustralya'yı da değerlendiren Enes Ünal, "Zor ve keyifli bir grup. Zaten Dünya Kupası'nda kolay grup olacağını düşünen varsa şaşkına döner. ABD Milli Takımı kaptanlarından birisi bizim takımda, Tyler Adams. Paraguay'ın stoperi Omar iyi arkadaşım. İzlediğim maçları var. Nasıl oynadıklarını biliyorum. Avustralya için de çok diri ve sağlam takım deniliyor. Ama Tyler ve Omar'la konuştuğumuzda, kafa kafaya bir grup olacağını konuşuyoruz. 1. sırada olabilir, 4. sırada olabilir. Herkes herkesi yenebilir, herkes herkese kaybedebilir. Güzel bir grup olacak." açıklamasını yaptı.
- "Dünyanın en özel ve en güzel duygusu"
A Milli Takım formasıyla bugüne kadar 34 maça çıkan Enes Ünal, kadroya ilk çağrıldığı dönemi unutamadığını söyledi.
İlk milli takım kampının çok güzel geçtiğinin altını çizen golcü oyuncu, "Şimdi çok genç bir takımımız var. Ben o dönem gittiğimde 17 yaşındaydım. Herhalde bana en yakın Serdar Aziz abi vardı. İyi ki vardı. Ben daha küçücük çocuktum. Hollanda'ya karşı oynamıştık. Burak abi atmıştı, 1-1 berabere bitmişti. Sonra da Lüksemburg maçı oynandı. İlk milli maçımdı. Fatih hoca vardı. Sağ olsun beni hep takip ediyordu, bana bir hediye gibiydi. Çok güzel bir tecrübeydi. 12-13 sene geçti, bütün yaşananları hala dün gibi hatırlıyorum. Dünyanın en özel ve en güzel duygusu. Milli takım her zaman böyle. Kulüpte mutlu olmasan ayrılırsın. Ama milli takım böyle değil. Orada bulunmak vazgeçilmez, değişilmez. O dönemde Fatih hocayla özel bir konuşmam olmadı. Hocamın küçük mesajları vardı hep. Ben zaten o zaman çok küçüktüm. Ama o toplantıları hatırlıyorum. Diğer oyunculara nasıl mesajlar verdiğini iyi biliyorum. Sevgisini, sinirini ve mesajını net veriyordu." ifadelerini kullandı.
A Milli Takım formasıyla ilk gollerini Andorra'ya karşı attığını da hatırlatan Enes Ünal, "Avrupa Şampiyonası Elemeleri'nin son maçıydı. Turnuvaya gitmeyi garantilemiştik. Burak abi inanılmaz işler yapmıştı. Ben de yardımcı forvet gibiydim. Oyuna girince biraz kirli işler yapıyordum. Bu da var benim oyunumda. Şans bana geldi Andorra karşısında ve 2 gol attım. Gelen tepkiler çok güzeldi. Milli takım formasıyla gol atmak her zaman çok özel. Aileni, çevreni, sevdiklerini mutlu eden bir durum." şeklinde konuştu.
- "İlk maçımızda ev sahibi İtalya'yla oynadık, sonra toparlayamadık"
2014 Dünya Kupası yarı finalinde Almanya'nın Brezilya'yı 7-1 mağlup ettiği maçın kendisi için unutulmaz maçlar arasında olduğunu söyleyen Enes Ünal, 2010 Dünya Kupası'nda Giovanni van Bronckhorst'un gol attığı Hollanda-Uruguay maçı ve 2022 Dünya Kupası finalindeki Fransa-Arjantin mücadelelerinin çok iyi karşılaşmalar olduğunu dile getirdi.
Dünya Kupası denildiği zaman aklına gelen isimleri de sayan Enes Ünal, "Dünya Kupası deyince aklıma Ronaldo geliyor. Başkan, imparator... Ayrıca Hasan Şaş, Ümit Davala, Götze, Klose geliyor. Ama ilk sırada Ronaldo Nazario." dedi.
A Milli Takım'ın 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası ve 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası performanslarıyla ilgili konuşan Enes Ünal, şunları söyledi:
"2020 Avrupa Futbol Şampiyonası'nda başımıza gelebilecek en kötü şey pandemi oldu. Herkes inanılmaz iyi durumdaydı. Elemelerde çok iyi işler yapmıştık. 1 sene geçince dağınıklık oldu, darmadağın bir durum oldu. Bir de ilk maçımızda ev sahibi İtalya'yla oynadık, sonra toparlayamadık. Belki ilk maçı farklı bir takımla oynasak durum değişebilirdi. Ama İtalya maçı, tabuttaki son çivi gibi oldu. 2024 Avrupa Şampiyonası ise çok iyi turnuvaydı. Takım için çok iyi geçti. İnanılmaz keyifli bir turnuvaydı. Sonrasında kafayı duvarlara vurmalık bir durum oldu. Parmağım kırılmasa ben de orada olabilrdim. Önceki maçlarda ve antrenmanlarda çok keyifli bir turnuva olacağı belliydi. Uzaktan izlemek çok zordu. Kıskançlık gibi duyguları uzak tutuyorum kendimden. Çok sevdiğim arkadaşlarım, sevdiğim bir hoca. Sonuçta ülkemin takımı. Ama bir yandan da o ekibin parçası olmak istiyorsunuz. Başarılar, kupalar, şan, şöhretinde değilim, o tecrübenin içinde olamamak insanı kırıyor."
A Milli Takım kamplarında unutamadığı anları da aktaran Ünal, "Avrupa Şampiyonası'ndan önce oyuncuların birbirlerinin eski fotoğraflarını bulma oyunu yapmıştık. Merih'in çok üzerine gidiyorduk, Samet Akaydin'in çok güzel eski fotoğrafları vardı. Birbirimizin o kadar kötü fotoğraflarımızı buluyorduk ki çok komik oluyordu. Ben şimdi stok yapıyorum, milli takıma ilk gideceğim kampta korksunlar benden. Stokum hazır." diyerek devam etti.
- "Batalla önüme bıraktı, boş kaleye gol attım, her şey öyle başladı"
Futbola başlamasından kariyer yolculuğuna dek futbol hayatıyla ilgili önemli anları aktaran Enes Ünal, futbolla tanışmasının Sakaryaspor'da olduğunun altını çizdi.
Babası Mesut Ünal'ın Sakaryaspor'un kaptanlığını yaptığını dile getiren Enes Ünal, "Futbolla, babamla birlikte tanıştım. İlk hatırladığım anılar hep Sakarya'dan. Hatta güzel bir anım var, Tuncay Şanlı, Sakaryaspor'da babamın takım arkadaşıydı. Sürekli antrenmanlardan sonra onunla birlikte top oynuyorduk. Futbola öyle başladım. Ondan sonra Bursa'ya taşındık. Babam Bursaspor'da oynadı. Ben de Bursaspor'da futbol oynamaya başladım. Her şey çok çabuk gelişti. 12-13 yaşında vücudum oturmaya başladı, biraz kiloluydum. Ondan sonra 13 yaşından 15 yaşına kadar, 2-3 senede bir anda çok büyük sayılarda goller atmaya başladım. Hem milli takımda hem de akademi liglerinde goller attım. Ondan sonra ilk A takımla kampıma gittim, 15 yaşın sonuydu. Sonra profesyonel sözleşme imzaladım. Hikmet Karaman vardı takımın başında. Her şey çok çabuk gelişti. Ondan sonra iyi bir kamp geçti benim için. Bir iki tane gol attım. Avusturya'da kamptayken Roma'ya karşı oynadık. Orada asist yaptım. Güney Amerikalı bir forvetimiz vardı. Fazla kiloluydu. Hikmet hoca onu sildi zaten. O da bana bir avantaj oldu. İnsanın ayağına şans gelir ya, öyle bir durum oldu. Kadroya girmeye başladım. Sonra ön eleme maçları oynadık. Kötü geçti bizim için, kaybettik. Ondan sonra ligin başında şans geldi, Galatasaray maçında oyuna girdim. Batalla önüme bıraktı, boş kaleye gol attım, her şey öyle başladı. Öyle başladı ve devam etti." ifadelerini kullandı.
Milli takımın alt yaş kategorilerinde iyi performans gösterdiğini ve birçok gol attığını belirten Enes Ünal, bu durumun kendisine olan ilgiyi artırdığını dile getirdi.
Chelsea ve Alman takımlarının kendisine ilgisinin olduğunu söyleyen Enes Ünal, Avrupa'ya transferini de şu sözlerle özetledi:
"Bursaspor'la profesyonel sözleşme imzalamadan önce bir Almanya opsiyonu vardı. Ciddi anlamda düşünüyorduk onu. Çünkü babam özellikle Lewandowski hayranı. Onu, Mario Gomez'i örnek gösteriyordu bana. Alman ekolünün bana çok iyi geleceğini düşünüyordu. Öyle bir düşüncemiz vardı. Sonra İbrahim Yazıcı başkanımız vefat etti. Babam 'Enes olmaz. Bu durumda kaçıyormuşuz gibi görünür. Burası bizim kulübümüz, burası bizim şehrimiz. Senin için belki güzel bir opsiyondu, kariyerin için güzel olabilirdi ama kalmamız lazım.' dedi. O dönem öyle gelişti, iki sene kaldım. Benim için de çok güzel oldu. Bursaspor'da oynamak benim için bir gururdu. Tribünde büyüdüm, sürekli maçlarını izledim. Bursaspor'u çok seviyordum. İyi hocalarla çalıştım; rahmetli Daum, Şenol Güneş... Ondan sonra da Manchester City... Onlar zaten dünyanın her yerinde genç oyuncuları izliyorlar, takip ediyorlar. Başka bir tercih olabilir miydi? Kariyerimde o kadar çok dönüm noktası, o kadar çok şey yaşandı ki onları düşünmeye başlasam herhalde saatler sürer. Düşünmüyorum. Hayatın gerçekleri bu. Birçok kırılma, dönüm noktaları var. Aldığım bir karar kötüye ya da iyiye gitmiş olabilir. Bazen bir karar alıyorsunuz ve o an kötü bir karar aldığınızı düşünüyorsunuz ama iyi bir karara dönüşüyor. Aldığım her kararın arkasındayım. Beni ben yapan bu adımlar. Bu yolculuk beni mutlu ediyor. İyisiyle kötüsüyle hayatı yaşamak lazım. Futbol benim için çok önemli. Şu ana kadar güzel bir macera oldu ve umarım öyle devam eder."
- "Bana katkısı olmayan 6 ay yaşadım"
Manchester City'ye gitmesiyle birlikte Türkiye'de abartı söylemlerin başladığını belirten Enes Ünal, "18 yaşındaydım, Bursaspor'da zaten doğru düzgün oynamamıştım. Süre buluyordum, milli takımlarda gol atıyordum. Onlar yatırım olarak düşündüler, plan zaten çok netti, onlarla kamplara gidecektim ve bana güzel bir Avrupa kapısı açacaklardı." diyerek İngiliz ekibine transfer olma sürecini aktardı.
Manchester City'de antrenmanlarda Vincent Kompany ve Pep Guardiola'yla yaşadığı anıları da anlatan Enes Ünal, şunları söyledi:
"Kompany büyük bir lider. Unutamayacağım isimlerden birisi. 18 yaşında Manchester City'yle kampa gidiyorsunuz. Gittiğimiz iki kampta da benimle özel konuştu, birçok soru sordu, tavsiyeler verdi. Sonrasında futbolu bıraktı, hocalığa başladı. Çok iyi şekilde gidiyor. Çapraz bağım koptuğunda da mesaj atmıştı bana. Çok büyük karakter. Guardiola'yla da şöyle bir anım var; City antrenmanlarında bana çok sert giriyorlardı. Bursaspor'da da her antrenmanda Serdar Aziz ve Civelli çok sert oynuyordu bize karşı. City'de de Kolarov sert oynuyordu. Sürekli vuruyordu. Bir gün antrenman sonrasında buz tedavisi yaparken Guardiola 'Sen ne zaman ona vuracaksın?' demişti. Hatta Messi örneğini vermişti o zaman bana. Güzel bir tecrübe oldu."
City'nin planlamasında kendisinin Avrupa'daki liglere kiralanmasının olduğunu aktaran Enes Ünal, "Beni Belçika, Hollanda gibi liglere kiralayacaklardı. İlk gittiğim takım Genk oldu, City'den önce de bonservisimi almak istemişlerdi ama City'yi tercih etmiştim. Sonra 2 sene kiralamak istediler. Gitmem iyi bir karar gibiydi ama öyle olmadığını gördüm. Eski hocalarım için kötü konuşmak istemem ama gerçekten kötü geçen, bana katkısı olmayan 6 ay yaşadım. 6 ayın sonunda City'yle karar verip vakit harcamanın gereği olmadığını düşündük. Sonra Hollanda başladı ve güzel bir başlangıç oldu. Hollanda çok güzel bir lig, bir kültür var ama o kültürün içinde bazı dönemlerde farklı futbol oynanabiliyor. Benim oynadığım dönemde her takım geriden oyun kuruyordu. Twente'nin o dönemde sıkıntıları vardı, küme düşmemek önemliydi o sezon ama ona rağmen Avrupa'yı zorladık. O liglerde oyuncu yaşları da çok genç. Hala genç takımdaymışsın gibi oluyor. Çok güzel bir macera oldu benim için." açıklamasını yaptı.
Twente'nin ardından Celtic ve Villarreal'in kendisini istediğini belirten Enes Ünal, "Celtic bir opsiyondu. Belki tercih etsem farklı olabilirdi. Villarreal de istedi, çok da büyük bonservis verdiler o sezon, transfer rekorlarını kırdılar. Ben de bu yola girmek istediğimi söyleyince İspanya macerası başladı. Türkiye'den çıktıktan sonra yerimi buldum diyebilirim. İspanya gerçekten iklim olarak, yemek olarak, insan olarak bize çok benziyor. Çok güzel 6-6,5 senem geçti, arkadaşlar edindim, çok keyifliydi benim için. Bursaspor'dan Manchester City'ye gittim. City'den Genk'e, Genk'ten NAC Breda'ya, NAC Breda'dan Twente'ye geçtim. Twente'den Villarreal'e, Villarreal'den Levante'ye, Levante'den Valladolid, Valladolid'den Getafe, Getafe'den de Bournemouth'a gittim." diyerek kariyer yolculuğunu özetledi.
- "Atletico Madrid karşısında sonradan oyuna girip 2 gol attım, ertesi hafta beni yine oynatmadı"
Macerayı sevdiğini ve değişimlerin hoşuna gittiğini aktaran Enes Ünal, yeni bir takımın kendisi için güzel olduğunu dile getirdi.
Genç oyuncuların oynaması gerektiğini, bunun için de forma giyebileceği takımları tercih ettiğini vurgulayan Enes Ünal, Villarreal sürecini şu sözlerle özetledi:
"Genç bir oyuncunun oynaması lazım. Nerede olduğum önemli değildi. Bir sıkıntı varsa ayrılmayı tercih ettim. Bu zamana kadar hiçbir kulüp 'Enes sen sıkıntılısın, performans vermiyorsun, gitmen lazım.' demedi. Villarreal'e ilk gittiğimde 20 yaşındaydım. Lige alışmaya çalışıyorum, İspanyolca bilmiyorum, seviye çok farklı. Çok hızlı oynanan bir lig. Sezona kötü başladık, hoca kovuldu, 2. takımın hocasını getirdiler ve ilk teknik direktörlük tecrübesiymiş. Bir anda 2. takımdaki oyuncuları A takıma çıkarmaya başladı. Milli takıma gittim, geri döndüm, beni kadroya almadı. Daha tanışmadık bile. Bir sıkıntı olup olmadığını sordum, İspanyolca konuşamadığım için beni anlamıyormuş. Villarreal'de beni ilk rahatsız eden şey bu oldu. 15 milyon avroluk bir yatırım yaptı bu kulüp bana. Az oynamaya başladım, sıkıntı yaşadım. İspanya'da kural var, büyük sakatlık yaşayan oyuncun olduğunda aynı ligden kiralama yapabiliyorsun. Levante'den aradılar, 2 aylığına gelip gelmeyeceğimi sordular. O zaman milli takım hocası Lucescu'yu da arayıp sordum, bir anda Levante'ye gittim. En azından oynayacağım. Sezon sonuna kadar Levante'de kalmak istiyordum, Villarreal bu kez Bakambu'yu Çin'e sattı, 'Gelmen gerek.' dediler. Hocayla biraz daha iletişim kurmaya başladım, daha fazla oynadım. Atletico Madrid karşısında sonradan oyuna girip 2 gol attım, ertesi hafta beni yine oynatmadı. Taktiksel olarak oynatmayacağını söyledi, bunların hepsi beni rahatsız etti."
Sezon sona erdiğinde kendisinde "pubis rahatsızlığı" olduğunu sözlerine ekleyen Enes Ünal, şunları söyledi:
"Son 2 ayım sakat geçti. Ağrıdan uyuyamıyordum, sürekli iğne oluyordum. Doktorlarla konuşuyordum, beni Barcelona'da fıtık doktoruna götürdüler. Milli takıma gitmeye çalıştım ama hareket edemiyorum. Milli takım kampı bitti, tatile gittim, ağrı daha da çok arttı. Milli takım doktoruyla konuştum. Mehmet Topal, Almanya'da ameliyat olacakmış, beni de araya sıkıştırabilirmiş doktor. Villarreal'le konuşuyorum, ameliyat için randevunun olmadığını söylüyorlar. Almanya'daki doktor bir baktı ve çift taraftan ameliyat olmam gerekiyormuş, beni hemen ameliyat etti. Bunların hepsi beni rahatsız ediyordu. 20 yaşındasın, yatırım yapılmış ama özen olmuyor. Zaten ameliyat sebebiyle 4-5 hafta yoktum. Döndüm, ne çalışma ne de tedavi, direkt beni sahaya attılar. Oynamamı sağlamaya çalıştılar. Bu da sıkıntılı geçti. Bunun üzerine 3-4 farklı forvetle imzaladılar. Transferin kapanmasına 1 hafta kala 4. forvet durumuna düştüm. Bu da beni farklı yollara sevk etti. Valladolid hiç aklımda yoktu aslında. 1 sene önce Villarreal'e gitmişsin, 2 sene önce Hollanda'da 19 gol atmışsın. Transferin kapanmasına 1 hafta kala elinde 2 opsiyon var, birisi Vallecano diğeri Valladolid. İkisi de lige yeni çıkmış, ligin en düşük bütçeleri ve mecbur oraya gitmek zorunda kaldım, orada da 2 sene savaş verdim."
- "Hep 'Keşke Madrid'de yaşasak.' diyorduk"
Villarreal'dan ayrılıp Valladolid'e gittiğini belirten Enes Ünal, o dönemde Brezilya'nın efsane forveti Ronaldo Nazario'nun kulübü henüz satın almadığını belirtti.
Ronaldo'nun sürekli tesislere geldiğinin altını çizen Enes Ünal, "Ronaldo kulübü satın aldı ve işler daha iyi gitmeye başladı. İlk senemde uçakla yolculuk yapmıyorduk. O seviyede görülmeyen bir şey ama durum böyleydi. Fittness salonu 80, 90'lardan kalmaydı. Ama aslında orada futbolcu oldum. Valladolid bana futbolun diğer tarafını gösterdi. Daha mücadeleci, daha savaşçı bir oyuncuya ve insana dönüştüm. Villarreal çok iyi bir karar olarak görünüyordu ama kötü bir karar oldu. Valladolid de mecbur kalınmış, en iyi olmayan karar gibiydi ama o benim kariyerime ve hayatıma çok faydalıydı. Çok da güzel geçti. Sonrasında Getafe macerası başladı. Valladolid, Madrid'e 1 saat. Eşimle hep Madrid'e gidip geliyorduk ve hep 'Keşke Madrid'de yaşasak.' diyorduk. Opsiyonel olarak da daha iyi. Özel hocalar, özel diyetisyenlere ulaşma şansın daha kolay. Büyük takımlara da yakınsın, herkes daha fazla izliyor. Bir takım Real Madrid'i izlemeye geliyorsa, sizi de izlemeye geliyor. Beni istediler ve çok güzel oldu. O dönem eşim de hamileydi. Sürekli oradan oraya gitmek yormaya da başlamıştı. 5 senelik sözleşme imzaladım. 'İyisiyle kötüsüyle buradan ayrılmak yok.' dedik. İyi başlamadı aslında. Sezon başı sakatlık yaşadım, yerimi kazanamadım, mücadele ederken bir daha sakatlık yaşadım. O dönem hocanın kafası da Getafe'de değildi. Sıkıntılı bir sezon oldu ama sonrasında çıkış başladı." diye konuştu.
Getafe'de geçirdiği 2 sezonun çok iyi olduğunu dile getiren Enes Ünal, "Benzema'dan sonra LaLiga'da en çok gol atan oyunculardan birisiydim. 24-25 yaşında LaLiga'da o seviyede olunca birçok takım izliyordu. O dönem Atletico Madrid sürekli takip ediyordu. Ben de orada oynamak istiyordum aslında. Oyun tarzı ve stil olarak da istiyordum. Ama onlar hep bekliyordu. Brentford, Real Betis istiyordu ama aslında Benfica'ya transferim bitmiş gibiydi. Getafe'de 26, 27 maçımı izlemişlerdi. Benfica'da o dönem teknik direktör Roger Smith'ti. Paris Saint-Germain'e giden Goncalo Ramos'un satış süreci vardı. Benim transferim için her şey bitmiş gibiydi ve çok ufak detaylar kalmıştı. Diğer taraftan da Getafe'yle çok güzel bir bağım olmuştu. Bütün takımla şu anda hala konuşuyoruz. Küme düşme potasındaydık ve inanılmaz yorgundum. Neredeyse her maçta 90 dakika oynuyordum. Real Betis deplasmanına gittik. 30-35 derece sıcaktı. Onların sahası kuruydu. Ben de vidalı krampon giyiyordum. Isınmadan sonra değiştiririm diye düşünüyordum. Sonra sahayı ıslattılar, orada ayağım kaydı. Ben de kramponu değiştirmekten vazgeçtim. Dakika 5'te ayağım sahaya takıldı, çapraz bağ koptu ve sakatlık macerası başladı. 7 ay sakattım. Sonra iyi döndüm sahaya. Osasuna'yla lig maçı oynamıştık en son. O maçta 90 dakika oynadım. Transferin de son dönemi. Sakatlıktan çıktım ve transferle alakam yok, bir anda Bournemouth'tan aradılar. Hem kulüp hem hoca istedi. Önüme güzel bir plan koydular ve buraya geldim." açıklamasını yaptı.
- "Avrupa Şampiyonası'na gidecekken parmağım kırıldı"
Üst üste sakatlıklar yaşadığını hatırlatan Enes Ünal, "Her insanın hayatta başına birçok an geliyor ve pes etme raddesinde olabiliyorsun." diyerek sakatlıklara rağmen pes etmediğinin altını çizdi.
Bursaspor'da daha fazla forma giymek istediğini ancak olmadığını söyleyen Enes Ünal, "Belçika dönemimde işler istediğim gibi olmadı. Villarreal mükemmel bir proje gibi duruyordu öyle olmadı. Ondan sonra sakatlıklar. Çapraz bağ sakatlığı çok zor bir sakatlıktır, yaşayan bilir. Avrupa Şampiyonası'na gidecekken parmağım kırıldı. Tam çalışmaların karşılığını alacakken o da olmadı. Sonra döndüm, yine aynı ayağımda çapraz bağ koptu. Pes etmek en kolayı. Başkalarını suçlarsın, vücudunu suçlarsın ama bir şeyi çözmüyor. Yine döndüm, çok mutluyum. Formumu yakalamaya çalışıyorum. Bu da sıkıntılı bir dönem. Sakatlıktan döndüm. Maçlarda 5 dakika daha fazla oynamak, 10 dakika daha fazla oynamak için çabalıyorum. Bu tam bir mücadele." ifadelerini kullandı.
Bournemouth'la Premier Lig'e adım atan 28 yaşındaki oyuncu, İngiltere'deki savunma oyuncularının farkına dikkati çekti.
Kendisini zorlayan birçok isim olduğunu belirten Enes Ünal, "Premier Lig'de birçok oyuncu var. Direkt bir isim vermeyeyim ama beni en çok şaşırtan durumu söyleyeyim. Ben çok kısa oyuncu değilim ama burada birçok takım oyuncusuna karşı kendini küçük hissediyorsun. 1.90'a yakın boyum var ama güçlü değilsen kendini direkt yerde buluyorsun. Başka liglerde böyle stoper 1 ya da 2 tane oluyordu ama burada hepsi canavar gibi." diye konuştu.
Bournemouth'un hedefleriyle ilgili de konuşan Enes Ünal, şunları söyledi:
"Bazı liglerde 5-6, bazı liglerde 2-3 büyük takım var. Eğer o takımlardan birisi değilse hedef 40 puan. Bu söylenmese bile bunu çok iyi öğrendim. Hatta bunu ilk Villarreal'de öğrendim. Villarreal'in sahibinin tecrübesi var, çok iyi bir takımla 2. lige düşmüştü. Ben oradayken ligde kalmayı garantileyince soyunma odasına gelmişti. Ligde kalmayı garantileyince konuşma yaptı ve '1 sene daha LaLiga'dayız, keyfini çıkaralım. Artık gidebildiğimiz kadar gidelim.' dedi. Avrupa Ligi'ni gitmiştik. Sonra Getafe'ye gittim. Orada da kulüp sahibimiz istediğini söyleyen, düşündüğünü saklamayan bir isimdi. 2-3 sene boyunca hedef Avrupa dedi ama kümede kalmak için mücadele ettik. O da bana bunu öğretti. Burada da durum böyle. Şu anda 40 puana ulaştık, bundan sonra nereye giderse. Şimdi hedef ilk 10'a girmek. Premier Lig'de sıraya göre gelir artıyor. Ama kulüp sahibinin bir Avrupa Ligi isteği var. Kupa da kazanmak istiyor. Bu sene kupada istediğimiz gibi gidemedik, ilk turda Newcastle deplasmanı çıktı, penaltılarla elendik. Önemli maçlar var, belki ilk 10'da bitirip Avrupa zorlaması güzel olabilir."
Takımda en iyi anlaştığı oyuncular hakkındaki soruyu yanıtlayan Enes Ünal, "Marcos Senesi, Arjantinli ikizim. Bunun dışında herkesle aram çok iyi. Hep böyle oldum ben. İngilizce, İspanyolca bildiğim için birçok grubun arasına girebiliyorum. Futbolun dışına çıkarsak Marcos derim. Evanilson'la aram çok iyi. Ayrıca Tyler Adams'la futbol özelinde çok konuşuruz. Petrovic var, Adam Smith var. Zaten genç çocuklar var, bazıları amca diyorlar bize. Onlarla da çok birşey konuşamıyorsunuz artık. Şakalaşıyorsun, tavsiye vermeye çalışıyorsun." açıklamasını yaptı.
- "En çok üzüldüğüm milli takım maçları oluyor"
Kariyerinde unutamadığı maçları aktaran Enes Ünal, ilk golünü attığı Galatasaray mücadelesini "Rüya gibi bir gündü." sözleriyle özetledi.
16 yaşında Süper Lig'deki ilk maçında Galatasaray'a gol atmanın çok özel olduğunu vurgulayan Enes Ünal, kariyerindeki diğer unutamadığı mücadeleleri de şöyle özetledi:
"Atletico Madrid'e karşı oynadığın maçlar hep iyi geçti. Villarreal'de oyuna girip 2 gol attığım maç var. Real Madrid'i Getafe'yle içeride yendiğimiz ve gol attığım maç var. Bunlar çok özel maçlardı. Kaybettiğim her maç da beni üzüyor. Eskiden bu durum beni çok yıpratıyordu. Ama zamanla başka bir maç olduğunu öğrenmeye başlıyorsunuz, yanı dünyanın sonu değil. Çok da yıpratmamak lazım. Ama unutamadığım, hüngür hüngür ağladığım maç var. NAC Breda'yla lige çıkma maçları oynuyorduk. Yarı final maçında oyuna girdim, 2 dakika sonra kırmızı kart gördüm. Kariyerimdeki tek kırmızı kart. Sanki dünyanın sonuydu benim için. Finalde oynayamayacağım, lige çıkamayacağız diye üzülmüştüm. Bunun dışında en çok üzüldüğüm milli takım maçları oluyor. Geride kalan Avrupa Şampiyonası var. Süre alamadım. Ayrıca Portekiz maçı. Belki çok iyi oynamadık ilk yarıda ama maç öyle bir noktaya geldi ki, onlar kontrolü kaybetti, biz oyunu yıktık. Farklı bir şey olabilirde. Portekiz bizden daha iyiydi ama bu bir gerçek. Burak Yılmaz normalde kaçırmaz. Ama işte hayatın cilvesi. Vuruş stresli değil, hayatta stres yapan bir insan da değil. Olacağı varmış. Kuralar çekildiğinde baktım çok büyük bir tarih yazmamız lazımdı. Portekiz'i deplasmanda yeneceksin, sonra deplasmanda İtalya'yı yeneceksin. Kafamda 'Kaybettik olmadı.' düşüncesi vardı. Neredeyse imkansıza yakın gibiydi. Maçtan sonra soyunma odasına girdim, Makedonya İtalya'yı yenmiş, kazansaydık onlarla eşleşiyormuşuz. Makedonya'yla da içeride oynayacaktık."
Portekiz deplasmanında kendisine yapılan faul sonrasında kazanılan penaltı atışını aslında kendisinin kullanacağı ancak topun başına Burak Yılmaz'ın geçtiği yönündeki iddialarla ilgili de konuşan Enes Ünal, "Öyle bir şey yok. Ben topa bakmadım bile. Takımlarda penaltıcı zaten belli. Burak abinin penaltı istatistiği de yüksek. Çok iyi penaltı atıyor. O penaltıdan önce 16'da 16 atmış olması lazım. Ben de kötü penaltı atmam ama kötü vurduğum atışlar var." ifadelerini kullandı.
Kafasında sadece futbol oynamak olduğunu söyleyen Enes Ünal, üst üste sakatlıklar yaşayınca 'kronik' kelimesinin çok fazla kullanıldığını dile getirdi.
İlk sakatlığını yaşayana kadar 10 sene futbol oynadığını sözlerine ekleyen milli futbolcu, "10 sene oynadım, büyük sakatlığım olmadı. Fıtık ameliyatı oldum, yaz tatilinde olduğum için maç kaçırmadım. Son dönemde üst üste geldi. 2 kez çapraz bağ ameliyatı, 1 kez parmak kırılması. Bir döngüye dönüştü açıkçası. Büyük sakatlıktan dönüyorsun, Premier Lig'de oynuyorsun, takım iyi durumda ve önemli bir forveti var, ondan dakika çalmaya çalışıyorsun. Son 2-3 senem böyle oldu. Şu anda genç takımın maçlarında süre almaya çalışıyorum ki maç formuna girebileyim. Sezon sonuna kadar buradayım, sonra tekrar konuşulacak. Ama bu döngüyü kırmam lazım, bu çok önemli. Sakatlıklarla ilgili insanlar konuşuyor, konuşacak da. Bizim işimizin parçası bu. Çok şükür büyük kas sakatlıklarım yok, tekrarlayan sakatlığım yok, kendime hep iyi baktım ama bazı şeylerin önüne geçemiyorsun. 1000 kere yaptığın hareket, topa vuruyorsun ve ayağın arkadaşının ayağıyla çarpışıyor, parmağın kırılıyor... Çapraz bağ sakatlığı 2-3 sene içinde 2 kez oldu ama yapacak bir şey yok. Benim her zaman içimde hırs var. Tekrar kendimi kanıtlamak istiyorum, goller atmak istiyorum. Güzel anılar, güzel tecrübeler yaşamak istiyorum. Son dönemde beni en çok yıpratan konulardan birisi bu oldu. Yıllarca çabalıyorsun bir noktaya gelmeye çalışıyorsun, tam o anda sakatlıklar başladı. Milli takım açısından da böyle. Yıllarca Burak abi vardı, Cenk abi vardı, tam böyle kariyerimin en güzel dönemine girerken bu sakatlıklar beni yıprattı. Bu durum da insanı açlığa itiyor. Sanki bir şeyler eksik kaldı. Şu anda çabam bu yönde. Bu açlık dindiği zaman futbolu bırakmış olurum. Bunun dinmemesi lazım, o zaman bir anlamı yok. Benim için futbol her zaman böyleydi." açıklamasında bulundu.
- "Babamın gösterdiği o yolu takip ettik"
İngiltere'de çekirdek ailesiyle yaşadığını belirten Enes Ünal, eşi Lisa ve 2 çocuğuyla bir maceranın içinde olduklarını dile getirdi.
Kızının 5 yaşında, oğlunun ise 1 yaşında olduğunu söyleyen Enes Ünal, "Küçük ailemle bir maceradayız. Bursa'da doğdum. Annem ev hanımı. Evi birleştiren, hepimizi ayakta tutan kişi. Babam eski futbolcu, Mesut Ünal. Şu an Bursaspor'un altyapı koordinatörü. Klasik futbol ailesiyiz, spor ailesiyiz. Sürekli futbolla büyüdük. Babamın gösterdiği o yolu takip ettik. Kardeşlerim de aynı şekilde devam ediyor. Üç kardeşiz, iki kardeşim benden küçük, Hasan ve Burak. Onlar da futbol oynuyor, mücadeleye devam ediyorlar. Futbola yönelmemde ve futbolu bu kadar sevmemde babamın payı çok büyük. Tesislerde büyüdüm. Babam, Sakaryaspor'da oynuyordu o zaman, takımın kaptanıydı. Ben de o zamanlar 5-6 yaşındaydım. Sürekli antrenmanlara götürüyordu beni. Takımın maskotu gibiydim. Maç günlerini hatırlıyorum, Sakaryaspor'un şefi vardı, o alıyordu beni evden. Birlikte gidiyorduk. O zaman bir de kontroller o kadar çok yoğun değildi. Devre arasında, maçtan sonra sürekli sahaya giriyordum. Hep öyle büyüdüm. Ondan sonra babam Bursaspor'a döndü. Küçüklüğüm hep futbolla geçti." diye konuştu.
Oğlu Semih'in küçük yaşına karşın futbolla ilgili olduğunun altını çizen Enes Ünal, "Oğlum Semih, bizi şaşırtıyor açıkçası. Tabii futbolu sevmesini, futbola ilgili göstermesini isterim. Bebekliğinden bu yana maç izlerken onu da yanıma alıyorum. Birkaç kez stada geldi. Eşim sürekli en sakin zamanlarının statta olduğunu söylüyor. Sadece etrafa bakıyor, maçı izliyor. Bütün gün topa vuruyor. Artık her şeyi top sanmaya başladı, hepimize vuruyor. Sürekli tekme atıyor bir yerlere. Tabii aileden üçüncü jenerasyonun futbolcu çıkması güzel olur. Bizi mutlu eder ama onun hayatta ne istediği önemli. Modern dünyadayız. Küçükler, gençler biraz futboldan uzaklaşabiliyor. O ne isterse o. Ama elinden tutmaya, ona destek olmaya çalışacağız. Şimdi modern babalık yapıyoruz, 'Ne isterse o.' diyoruz ve şu anda keyfini çıkarmaya çalışıyoruz. Çok küçükler ve bizi mutlu ediyorlar. Duygusal anlamda dolu dolu günler yaşamamızı sağlıyorlar. Sadece onları izleyip onlarla birlikte vakit geçiriyoruz." ifadelerini kullandı.
Eşi Lisa'nın da futbolcu olmasıyla ilgili konuşan Enes Ünal, şunları söyledi:
"Eşim maçlardan sonra benimle konuşmaya çalışıyor ama benim sevmediğimi artık biliyor. Maç ortamı stresli, çok büyük enerji ve adrenalin harcanan bir ortam. Maçlardan sonra konuşmayı çok sevmiyorum. Eve gelmek benim için yeni bir sayfa açmak gibi. Futbol tamam önemli ama ailem, sağlıklı ve evde mutluyuz, farklı bir dünyaya girmek gibi... Bazen yorum yapmak istiyor, ben bakınca anlıyor konuşmak istemediğimi. O yüzden pek konuşmuyoruz. Ama eşimin futbolcu, sporcu olması tabii ki uzun yıllardır bana çok büyük katkı sağladı. 18 yaşında Avrupa'ya çıktım, Belçika'ya gittim ve onunla tanışmasam 11 senedir yurt dışında tek başıma olacaktım. Ama birbirimize arkadaş olduk, birlikte bir yola çıktık. İkimiz dünyaya karşı durduk. Tek düşüncemiz buydu. Farklı ülkelerde yaşadık, farklı şehirlerde yaşadık. Ama hep birlikte olduk ve bu konuda bana çok destek oldu."
- "Sahil kasabasından ne beklerseniz burada o var"
Sakin bir insan olduğunu ve normal yaşamayı sevdiğini dile getiren Enes Ünal, düzenli ve sakin bir hayatının olduğunu söyledi.
Bunun sıkıcı olduğunun düşünülebileceğini sözlerine ekleyen Enes Ünal, "İzin, tatil olmadığı sürece rutini seviyorum. Rutin beni rahatlatıyor, hoşuma gidiyor. Genel rutinlerim var. Onun dışında eşimle birlikte çocuklarla vakit geçiriyoruz. Ama eşime sorarsanız büyük bir ihtimalle sakin olmadığımı söyleyebilir. Bazen biraz parlayabiliyorum. En sakin olmadığım yer büyük bir ihtimalle saha. İki farklı karakter gibi. O da beni çok iyi dengeliyor aslında. Dışarıda sakin olup, sahada enerjiyi içimden atmak rahatlatıyor." diye konuştu.
Kendisini tanımlayan üç kelimenin "inatçı, disiplinli ve sakin" olduğunu belirten Enes Ünal, İngiltere'deki yaşamıyla ilgili de şunları söyledi:
"İngiltere'de yaşamak çok güzel. Bournemouth sahil kasabası gibi. Hava güneşliyken çok güzel, doğası, denizi, sahili çok güzel. Ama genelde rüzgarlı bir bölge. Sahil kasabasından ne beklerseniz burada o var. Sakinlik, düzen var. Ailem çok mutlu, kızım çok mutlu. Okula gidip geliyor. Ama bu kadar sakinlik bana göre değil. Her sabah çocuklarla 7'de kalkıyoruz. Birisini okula hazırlıyoruz, diğeriyle top peşinde koşuyoruz. Sonrasında antrenmana gidiyorum. Kızımın okulu bitince onu okuldan alıyoruz. Hava güzelse sahile gidiyoruz. Hava kötüyse ki aralık, ocak ve şubatta öyle oluyor, o zaman evdeyiz. Sahilde kışın denize giriyoruz. Sauna var, o bayağı iyi geliyor. Köpeklerimiz var, onlarla yürüyoruz. Emekli hayatı gibi. Köpeklerden birisi golden, diğeri de pomeranian, onu köpekten saymıyorum. Zaten 50 metre yürüyünce dönmek istiyor."
Britanya'yı gezme fırsatı bulamadığını da söyleyen milli futbolcu, "İskoçya'ya gidemedik. Eşimle İstanbul'a, Bursa'ya, Madrid'e her yere gittim. Buraya ilk geldiğimde 6 ay tek başımaydım. Sonra ailem geldi. Eşim hamileydi, doğum yaptı. Aslında kaotik 2 sene oldu. Londra'ya gittik 2 kez ama öyle Edinburgh, Glasgow falan gezemedik." diyerek sözlerine devam etti.
İngiltere'de tribünlerin sürekli oyunun içinde olduğunu ve taraftarların maçları yaşadığını vurgulayan Enes Ünal, İngiliz futbolu için şu ifadeleri kullandı:
"Diyelim ki güzel bir pas attın, reaksiyon alıyorsun. Güzel bir müdahale olursa, bunu çok seviyorlar. İspanya'da çok tepki yoktu. Ama burada pozisyona girip kaçırınca gelen tepkiler çok güzel oluyor. Maça enerji veriyorlar, güzel bir kültür. Sertliği seviyorlar ama son senelerde çok mutlu değiller. Bizim kaptan var. Top arada kaldığı zaman giriyor araya ama hemen kart görüyor. Kart görünce de 'Futbol bitmiş.' diyor. Premier Lig'de maddi olarak büyük güç var. Neredeyse her takım, başka liglerin en iyi oyuncularını topluyor. Bu en büyük gösterge. Mesela milli takım arasında burada kalırsan düzgün antrenman yapamıyorsun, 6, 7 kişi kalıyorsun, onlar da İngiliz. Bu da ligi farklı bir seviyeye çıkarıyor. Her takım atak yapmaya çalışıyor, her takım futbol oynamaya çalışıyor. Mesela Getafe'de oynadım, orada 'Puan almamız lazım, gol yemememiz lazım.' diyerek bunu kabul ettirebilirsiniz. Ama burada çok zor. O kadar iyi oyuncular var ki, o oyunculara 90 dakika defansı kabul ettiremezsiniz. Fiziksel olarak inanılmaz oyuncular var. Çok farklı ve çok güzel bir seviye. Futbolun NBA'i gibi. Çok büyük yatırım var, çok büyük reklam var. Ben burada anladım. Bournemouth sonuçta Premier Lig'in ne köklü kulübü ne de çok büyük kulüplerinden birisi ama çok büyük bir yatırım var, ABD'li sahibimiz var, farkı çok net görebiliyorsun."
- "İspanya'da daha öz güvenli, daha girişken olmayı öğrendim"
En beğendiği statların Newcastle United'ın sahası Saint James Park ve Liverpool'un evi Anfield Road olduğunu söyleyen Enes Ünal, Fulham'ın sahası Craven Cottage için de "Fulham'ın stadı çok güzel, küçük ve farklı. Birçok modern büyük statlar var ama Fulham'ın stadı çok güzel ve özel." ifadelerini kullandı.
Bournemouth'ta giydiği 26 numaralı formayı Eskişehir'e hitaben giydiğini söyleyen milli futbolcu, "Birkaç sene önce dedemi kaybettik. Babamla konuştuğumda devre arası gelmiştim buraya, 'Enes deden çok isterdi 26 giymeni. Bir de forma kırmızı-siyah, Eskişehir'i andırıyor.' dedi. Özel ve anlamlı bir numara bizim için." açıklamasını yaptı.
Yemek ve müzik anlamında tercihlerini de aktaran Enes Ünal, şöyle konuştu:
"İngiltere özelinde en fazla kahvaltıda fasulye yemişimdir. Bir iki kez yumurtanın üzerine koydum. Bizim Güney Amerikalı oyuncular 'Enes yapma. Değişmeye başlıyorsun.' demeye başladılar. Bunun dışında kahvaltı ve öğle yemeği kulüpte oluyor. Eşim de sporcu. Şimdi kızımız da bizimle birlikte yiyor. Ona da güzel şeyler yedirmeye çalışıyoruz. Genelde evde yiyoruz. Müzik konusunda da bir dönem R&B tarzı dinliyordum. Şimdi Country dinliyorum. Bunun dışında Türkçe müzik olunca 80'ler, 90'lar dinliyorum. İspanyolca müzik de seviyorum. Daha çok gitar tarzı dinliyorum. Bir dönem rep dinliyordum ama çocuklardan sonra artık kafam kaldırmıyor. Eski jenerasyonlar burada Tarkan'ın 'Şımarık' şarkısını dinliyordu. Belçika'da, İspanya'da oynadığım dönemde hep bunu biliyorlardı. Yeni jenerasyon bilmiyor. Genç kuşak Murda'yı falan biliyor."
Bugüne kadar futbol oynadığı ülkelerin kendisine birçok şey kattığını da belirten Enes Ünal, sözlerini şöyle tamamladı:
"Farklı kültürler birçok şey kattı. Birçok kapı açtı, birçok insanla artık rahat iletişim kurabiliyorum. Başka kültürlerden çok şey öğrenebiliyorsunuz. İspanya'da daha öz güvenli, daha girişken olmayı öğrendim. Bir İspanyol'un bir yere girdiğini anlayabiliyorsunuz. Konuşmasından, enerjisinden, sesinden bunu anlıyorsunuz. Ben daha çok sakin duran bir insandım. Ama İspanya'da öyle değil. Bu bana çok iyi geldi."







