• Pazartesi 27 ° / 22 ° Güneşli
  • Salı 27 ° / 21 ° Rüzgarlı
  • Çarşamba 28 ° / 20 ° Güneşli

Prof. Dr. Mustafa Fedai Çavuş


Beşik Ulemalığından Nepotizme

İnternet veya gazetelerde okuduğumuz, haberler ya da arkadaş çevremizde sürekli duyduğumuz konulardan biri haline geldi akrabaların kayrılması, siyasi yakınların kayrılması, liyakatsizlik gibi konular.


İnternet veya gazetelerde okuduğumuz, haberler ya da arkadaş çevremizde sürekli duyduğumuz konulardan biri haline geldi akrabaların kayrılması, siyasi yakınların kayrılması, liyakatsizlik gibi konular.

Bu tür olumsuzluklar yeni değil toplumlarda, az ya da çok her yerde var.

Tabi ki dileğimiz en az seviye de olması.

Liyakat ve ehliyetin ön koşul olması

Osmanlı devleti döneminde bu tür uygulamalara “Beşik Uleması” adı verilirdi.

Kuran ve hadisleri açıklayan, yorumlayan din bilginlerine Ulema denirdi.

İşin garibi kokuşmanın da bu sınıftan başlamış olması.

 

Önemli mevkilere getirilen kişiler, yerlerini hak ederek bilgileri ve başarıları sayesinde konum alırlardı önceleri.

Fakat zamanla kişiler konumlarına aile boyu sahip olabilmek için beşik ulemalığı sistemini getirmişlerdir.

Türk devletlerinde önemli makamlara getirilen kişiler, bilgi ve başarılarıyla o makamı hak edenlerdi.

Bu sebeple devlet işleri ehil ellerde olduğundan devlet de vatandaşta en güzel, en ferah şekilde yaşıyordu.

Osmanlı Enderun okulunda her çocuk,ilgi alanı ve yeteneğine göre değerlendirilerek eğitime tabi tutulurlardı.Enderun'da bir duvar yazısında; "Burada hiçbir balık uçmaya,hiçbir kuş yüzmeye zorlanamaz” ifadesi yazardı.

Fakat 17.yüzyıldan itibaren bulundukları alanda yer edinmiş kişiler, konumlarına aile boyu sahip olabilmek için BEŞİK ULEMALIĞI sistemini getirmişlerdir.

Yani önemli görevler adeta babadan oğula geçmeye başlamıştı.

Osmanlı devletinin en önemli kurumları bu şekilde bozuldu, işleyemez hale geldi.

Önceden en başta gelen liyakate önen verilmez oldu.

Bilgi ve beceri seviyesi düşük liyakatsiz insanları devletin stratejik noktalarına atamak, kendi ayağına kurşun sıkmaktan farksız değildir.

Tabir caizse kendi idam fermanını hazırlamaktır.

Zamanla beklenen son gerçekleşti ve Osmanlı’da tarihin sayfalarında kaldı.

Bugün bilim camiasında beşik uleması yerine kullanılan yabancı bir kavram var: Nepotizm.

Nepotizm, liyakata bakılmaksızın akrabalık bağı nedeniyle kayırmacılık sergilenmesi olarak da tanımlanabilmektedir.

Kavram papalıkla ilişkili olarak ortaya çıkmıştır.  Yeni seçilen papalar, akrabalardan, erkek kardeşler veya kuzenlerden atanmaktaydı.

Papa, sorgulanmayan kişisel sadakatlerindeki samimiyetleri ile aileden olanlar tarafından kuşatıldıklarını, kan bağının burada hizipçiliğe ve entrikaya karşı garantör olarak görüldüğünü belirtmektedir.

Bugün gelinen noktada bu kavram sadece akraba kayırmacılığı değil her türlü kayırmacılığı da kapsayacak şekilde de kullanılmaktadır.
Etik ve ahlaki değerleri insan çocukluktan alır. Fakat bu değerler sadece işitilerek öğrenilmez. Bu değerlere sahip insanların yaşamın her alanında bunları uygulaması ve toplumun genelinde bu konuda hassasiyet olması gerekir.

 

Hırsızlık yaparak zengin olan kişiler varsa ve kanun önünde hesap vermiyorsa, soru çalarak öğretmen, doktor, mühendis olanlar, ihaleye fesat karıştırıp haksız kazanç elde edenler varsa, o ülkede değerler yozlaşır ve toplumda bulaşma etkisi ve sosyal öğrenme ile toplumun geneline yayılır.

Sonuç olarak bireysel huzur ve refah ile toplumsal düzen; etik/ahlaki ilkelerin ve kanunların doğru ve istikrarlı bir şekilde uygulanmasıyla yaşam alanı bulur. 

Bir milleti/devleti yıkmak, etkisiz hale getirmek, çatışmayı ve ayrımcılığı harekete geçirmek için en kolay yol toplumdaki güveni, eşitliği ve adaleti etkisiz hale getirmektir. Kısacası, ahlaksız bir toplum oluşturmaktır.

Gayri ahlaki davranışların nedeni, amacı sorgulanmaz. Ahlaksızlık her zaman ahlaksızlıktır.

Onun için AHLAK – AKIL – ADALET diyoruz.