Hukuk sistemimizde nafaka türleri Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiş olup dört ana başlıkta incelenir: Tedbir nafakası, boşanma davası süresince eşin ve varsa çocukların geçimini sağlamak için geçici olarak hükmedilir. Yoksulluk nafakası, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olan eş lehine, diğer eşin mali gücü oranında bağlanır. İştirak nafakası, velayeti kendisine verilmeyen ebeveynin çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılması amacıyla ödenir. Yardım nafakası ise boşanma dışında, yoksulluğa düşen altsoy, üstsoy veya kardeşlere destek sağlamak için talep edilebilir.
Yardım nafakası, kamuoyunda diğer nafaka türleri kadar bilinmemekle birlikte, boşanma ile sınırlı olmayan önemli bir hukuki düzenlemedir. Türk Medeni Kanunu’na göre yoksulluğa düşen bir kişi, altsoyundan (çocuklarından), üstsoyundan (anne-baba) ve hatta koşulları varsa kardeşlerinden maddi destek talep edebilir. Özellikle kardeşler arasında nafaka yükümlülüğü çoğu zaman bilinmemektedir; ancak kanun, maddi durumu elverişli olan kardeşin, yoksulluk içinde bulunan kardeşine yardım etmesini hukuki bir sorumluluk olarak öngörmektedir.
Boşanma ile birlikte hükmedilen diğer nafaka türleri, boşanma veya ayrılık kararından sonra hem eşlerin hem de çocukların ekonomik açıdan korunmasını amaçlayan ve Türk Medeni Kanunu’nun sosyal devlet anlayışı çerçevesinde düzenlenmiş kurumlardır. Bu nafakalar, tarafların boşanma sonrası yaşam standartlarının ani ve ağır bir şekilde düşmesini engellemeyi hedefler. Ancak ekonomik koşulların değişmesi, enflasyon, tarafların gelir durumundaki artış veya azalış ya da hukuki statülerindeki değişiklikler nedeniyle hükmedilen nafaka miktarı zamanla yetersiz hâle gelebilir ya da kaldırılmasını gerektirecek ölçüde işlevini yitirebilir. Bu gibi durumlarda, Türk Medeni Kanunu’nun 169, 175, 176, 182 ve 330. maddeleri uyarınca nafakanın artırılması, azaltılması veya tamamen kaldırılması için mahkemeye başvurulması mümkündür.
Uygulamada taraflara bağlanacak nafaka miktarının belirlenmesinde hâkimin takdir yetkisi belirleyici olmakla birlikte, bu yetki keyfî değildir. Değerlendirme; tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının somut verilerle tespiti, mevcut nafaka kararının amacına uygunluğu, çocuğun üstün yararı ilkesi, yoksulluk kavramının hukuki sınırları ve hakkaniyet ilkesi çerçevesinde yapılır. Bu bağlamda Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesinde düzenlenen hakkaniyet ilkesi, 2. maddesindeki dürüstlük kuralı ve 185. maddesinde yer alan eşlerin evlilik birliğine ilişkin yükümlülüklerinin boşanma sonrası mali yansımaları, nafaka miktarının belirlenmesi ve sonradan uyarlanması bakımından yol gösterici niteliktedir.
Hangi Hallerde Nafaka Arttırım Talebinde Bulunulabilir ?
Nafaka miktarının mevcut koşullarda yetersiz kaldığını düşünen taraf, artırım talebini somut gerekçelerle desteklemek zorundadır. Bu gerekçeler, özellikle eğitim, sağlık, barınma, ulaşım, bakım ve gündelik yaşam giderlerindeki artışlar üzerinden ortaya konulmalıdır. İştirak nafakası söz konusu olduğunda, çocuğun yaşı, eğitim düzeyi, fiziksel ve zihinsel gelişim süreci gibi unsurlar da dikkate alınması gereken temel kriterlerdir. Bunun yanı sıra, nafaka alacaklısının gelir durumu, çalışma hayatına katılımı, düzenli bir gelir elde edip etmediği, üçüncü kişilerden maddi destek alıp almadığı ve sahip olduğu taşınır veya taşınmaz malvarlığı da değerlendirilmelidir. Enflasyon verileri ve genel ekonomik göstergeler, nafaka artırım davalarında yardımcı delil niteliği taşımakla birlikte, tek başına belirleyici olmamaktadır.
Uygulamada mahkemelerimiz, ekonomik verileri göz önünde bulundururken, artan maliyetlerin nafaka alacaklısının yaşamını ne ölçüde etkilediğini, hangi giderlerin zorunlu nitelik taşıdığını ve mevcut nafaka miktarının temel ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığını somut olayın özelliklerine göre değerlendirmekle yükümlüdür. Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde, nafaka miktarının reel değerinin hızla azalması nedeniyle artırım taleplerinin arttığıgörülmekte; ancak her somut olayda artış oranı, tarafların güncel mali güçleri ve hakkaniyet ilkesi çerçevesinde ayrı ayrı belirlenmektedir.
Nafaka artırımı davalarının büyük çoğunluğu, ekonomik koşullardaki değişim, yaşam maliyetinin yükselmesi, çocuğun eğitim ve sağlık giderlerindeki artış veya nafaka borçlusunun gelirindeki yükseliş gibi nedenlerle açılmaktadır. Nafakanın kaldırılması davaları ise çoğunlukla nafaka alacaklısının yoksulluktan çıkması, düzenli gelir elde etmesi, fiili birliktelik sürdürmesi veya nafaka borçlusunun ödeme gücünü kaybetmesi gibi nedenlere dayanır.
Nafaka artırımı davasında dikkat edilmesi gereken hususlardan bir diğeri ise nafakanın artırılmasının bir “cezalandırma aracı” olarak görülmemesi gerektiğidir. Nafaka miktarı, yalnızca tarafların güncel mali güçleri ve ihtiyaçları çerçevesinde, hakkaniyet ilkesi doğrultusunda yeniden değerlendirilir. Nafaka borçlusunun gelir seviyesindeki yükselme, artırma için tek başına yeterli olmayıp; nafaka alacaklısının artan ihtiyaçlarıyla birlikte ele alınır. Aynı şekilde nafaka alacaklısının talebi sırf enflasyon oranına dayanmamalı; somut gider artışlarıyla desteklenmelidir. Yargıtay içtihatlarına göre, enflasyon tek başına nafaka artırımı için yeterli olmayabilir; ancak enflasyonun doğurduğu ekonomik baskı ile nafaka alacaklısının giderlerinin arttığı somutlaştırıldığında artırım gerekçesi kabul edilebilir.
Nafaka artırımı davasında görevli mahkeme aile mahkemesidir.Aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi, aile mahkemesi sıfatıyla davaya bakar. Yetkili mahkeme ise nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesidir. Bu düzenleme, nafaka alacaklısının korunmasını amaçlayan özel bir yetki kuralıdır. Uygulamada sıkça görüldüğü üzere, nafaka alacaklısı ekonomik olarak daha zayıf konumda olduğundan, yetkinin kendi yerleşim yerine verilmesi, dava sürecine erişimi kolaylaştırmayı hedefler.
Sonuç olarak, nafaka hukuku yalnızca boşanmış eşlerin ekonomik güvenliğini sağlamakla kalmaz; aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliği, hakkaniyet ve sosyal adaletin korunmasında kritik bir mekanizma işlevi görür. Nafaka miktarının belirlenmesi ve artırılması süreçleri, tarafların mali koşullarındaki değişiklikler, çocukların ihtiyaçları ve toplumsal yaşam koşulları göz önünde bulundurularak dinamik bir şekilde yürütülür. Bu nedenle nafaka, statik bir hak değil, somut olayların koşullarına göre sürekli uyarlanması gereken bir hukuki araçtır. Nafaka ile hukukun ve mahkeme takdirinin temel amacı, tarafların yaşam standartlarının korunması, çocukların üstün yararının gözetilmesi ve ekonomik adaletin sağlanmasıdır. Böylece nafaka, hem bireysel hakların hem de toplumsal düzenin sürdürülebilirliğini garanti altına alan bir kurum olarak önemini korumaktadır.




