HAGB, duruşma sonunda sanık için hükmolunan cezanın iki yıl ve daha az süreli hapis veya adli para cezası olması ve CMK md.231’ de sayılan diğer koşulları da sağlaması halinde hükmün açıklanmasının beş yıl süre ile geri bırakılması kararıdır. 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. maddesi uyarınca bu kanun kapsamındakiler için bu süre 3 yıl olarak belirlenmiştir.Kanunda belirtilen bu süreler içerisinde kişinin kasıtlı bir suç işlememesi ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklerine uygun davranması halinde hakkında verilmiş olan cezayok sayılmaktadır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.231 uyarınca, sanık hakkında HAGB kararı verilebilmesi için şu koşulların varlığı aranmaktadır:
- Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az hapis veya adli para cezası olması,
- Sanığın daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkumiyet hükmünün bulunmaması,
- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle zararın tamamen giderilmesi,
- Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması.
İşbu koşulların birlikte bulunması halinde, mahkemece sanık hakkında HAGB kararı verilebilmektedir. Sanık hakkında verilen HAGB kararı; koşullu bir düşme içerdiğinden, sanık açısından hukuki herhangi bir sonuç doğurmamakta, yetişkinler için beş yıl, çocuklar ise üç yıl süre ile denetime tabi tutulma idi. Ancak 31 Aralık 2025 Çarşamba günü Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararı ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına yönelik kuralları düzenleyen 231/5-14 fıkralarını Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verildi.
Anayasa Mahkemesi 10/7/2025 tarihinde 2024/98 E.Sayılı dosyada, 7499 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 15. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin değiştirilen (5) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
Bu karar ile HAGB kararları ile toplumda oluşan cezasızlık algısının kırılması amaçlanmıştır. Zira Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına ilişkin madde hükümlerinin iptal edilmesi sanık ve mağdur için önem arz etmektedir.
Mağdurun, güç kullanma ve cezalandırma hakkını devletin tekeline bırakmış olması ve devletin bir ceza yargılamasının sonucunda sanığa hem ceza verip hem de bu cezayı belirli bir süre suç işlememesi halinde ortadan kaldırıyor olması cezasızlık algısı sonucunda mağdurun zararını gidermemesine neden olmaktadır.
Ayrıca ceza yargılamasında işlenen suçun öncelikli mağduru, devlet otoritesi olup mağdur olan devletin karşısında zayıf ve güçsüz konumda bulunan sanığın korunması için birçok hak tanınmıştır. Bu haklar düzleminde sanık ve Devlet arasındaki dengede mağdur, gerçek kişi neredeyse göz ardı edilmektedir.
HAGB kuralları da bu açıdan gerçekten maddi ve manevi şekilde suçtan zarar gören mağdurun birçok suç açısından şikayet hakkını kullanmaktan geri durmasına sebep olmaktadır. Şöyle ki HAGB kurumunun yaratmış olduğu cezasızlık algısı siyah sayı denilen suç sayılarını da arttırmaktadır.
Özellikle işkence, eziyet ve kötü muamele gibi kamu görevlilerinin eylemleri açısından HAGB uygulanmasının ciddi insan hakları ihlallerine yol açabileceği, devletin Anayasa’nın 17. maddesindeki “etkili soruşturma, orantılı ceza ve mağdura uygun giderim” yükümlülüğüyle bağdaşmadığı belirtilerek iptal gerekçesinde açıkça bu husus belirtilmiştir.
Sanıklar açısından ise İlk defa suç işlemiş ve çok büyük cezayı gerektirmeyen suçlardan dolayı cezaevi gibi hürriyeti bağlayıcı bir yaptırım ile karşılaşması, daha ağır suçlarla oradan olan çevre ile tanışması, sosyal hayattan uzaklaşması gibi sorunları ve telafisi imkansız zararları doğuracaktır.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması kuralının yerine başkaca bir düzenleme getirilip getirilmeyeceği hususu ise şuan için bilinmemektedir.Şöyle ki son zamanlarda ülkemizde suç oranlarının artmasıyla birlikte, otorite sahibi yürütme erki özellikle toplumdaki cezasızlık algısının kaldırılacağını, suç işleyen herkesin cezaevinde belirli bir süre kalacağını, 10.Yargı Paketi ile MADDE 13- 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 105/A maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“Hükümlünün bu infaz usulünden yararlanabilmesi için beş günden az olmamak üzere koşullu salıverilme tarihine kadar ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken sürenin en az onda birini ceza infaz kurumunda geçirmiş olması gerekir.” Şeklinde düzenleme yaparak iradesini ortaya koymuştur. Hatta birçok suçta da ceza oranları arttırılmış ve bu karar 11. Yargı Paketi ile de aynı irade ile devam etmiştir.
Ancak belirtmek gerekir ki ceza hukukunun amaçları arasında mutlak teoriler (adalet ve kefaret); suçun oluşmasıyla cezanın verilmesi gereklidir der. Ceza gelecek için bir önlem amacından çok toplumun huzuru ve düzeni bozulduğu için uygulanır. Ceza verildikten sonra amaç gerçekleşmiş olur. Nispi teorilere göre ise ceza gelecek için yani; suçu önlemek amacıyla verilmektedir.
Hukukumuzda fiili olarak cezaların arttırılması, cezasızlık algısının önüne geçilmek istendiği yönünde yasa koyucu tarafından farklı şekillerde torba kanun düzenlemeleri yaparak cezalar arttırılırken bir yandan da infaz düzenlemeleri ile fazla fazla verilen cezaların cezaevinde kalma sürelerine ilişkin dönemsel özel düzenlemeler yapılması sürdürülebilir ve eşitlikçi değildir.
Ceza hukukunun asıl amaçlarından uzaklaşıldığını ve suçu önlemek veya suçluyu ıslah etmekten ziyade otoritenin gücünü göstermek amacı gütmesi, maalesef ki uzun vadede işe yaramayacağı görüş ve kanaatindeyiz.




