• Cumartesi 30.8 ° / 23.5 ° Bulutlar
  • Pazar 30.6 ° / 23.4 ° Bulutlar
  • Pazartesi 30.4 ° / 25 ° Bulutlar

Dr. Fahrettin Şanal


Her Şey Defteri

Her Şey Defteri


Yaş kemale erince insan eskileri bugün gibi hatırlıyor. Zannedersiniz olaylar dün yaşanmış gibi, kırk yıl önceki olaylar insanın hatırına geliyor. Hemen korkmayın “demans” dan bahsetmeyeceğim. Hani demans hastaları geçmişi iyi hatırlar ama dün akşam yediği yemeği hatırlamazmış ya, ondan bahsetmeyeceğim. Kendimi temize çıkarayım. Hem elli yıl önceki bir hatıramdan hem de dün akşam yediğim yemekten bahsedeyim.

Önce dün akşam ki yemeği söyelesem ayıp olur mu? Olmaz! Evimizde yenen yemeğin ayıbı mı olur? Beş yıldızlı lüks otelde veya restoranlarda yenen yemeklerden bahsetmek belki gözgüsüzlük olarak tanımlanabilir. Neyse, bunca yıl Konya’da yaşamamıza rağmen Osmaniye’nin yemekleri evimizde pişer. Evimizde toğga, etli kömbe, ıspanaklı kömbe, bayram kömbesi, içli köfte, tırşık eksik olmaz. Yemek isimlerini uzatmadım. Ağzınız sulanmasın. Benim sulandı! Ben yazıma bir ara mı versem ki? Gidip biraz tırşık çorbası içeyim, sonra yazıma devam ederim!

Yani anlaşıldığı gibi dün akşam yediğim yemeği söyledim! Ama bilmeyenler İnternetten Tırşık çorbasını öğrenebilirler. Yine aynı şekilde Toğga çorbasını da öğrenebilirsiniz. Yemek faslından çıkalım. Yediğim yemeği hatırladığımı ispat ettim.

Şimdi gelelim benim elli sene önceki “Her Şey Defteri” hatırasına. Ortaokulda Türkçe öğretmenim Rafet Yılmaz sayesinde okuma alışkanlığını kazanmıştım. Lisede ise edebiyat/kompozisyon öğretmenim rahmetlik Salih Sefa Yazar sayesinde yazmaya merak sarmıştım. Kendimce günlük tutuyordum. Küçük bir deftere notlar alıyordum. Notlarda yorum da yapıyordum. Bir gün notlardan birini babam okumuş. Bana konuyu sordu bir dahaki sefere o defteri imha ettim.

Yerine kocaman bir defter alıp adını da “Her Şey Defteri” koydum. Artık öyle tehlikeli yorumlar yapmadan sadece olayları yazıyordum.

Örnek vereyim. Mesela, Din Bilgisi dersinden sonra arkadaşlarla “Tanrı” mı yoksa “Allah” mı demeliyiz diye tartışmıştık. Olayı olduğu gibi not etmiştim. Halbuki tartışma sonunda çözüm bulamayınca Osmaniye müftülüğüne gidip sormuştuk. Her şey defterine sadece tartışmayı yazmıştım, müftülüğün cevabını bile yazmamıştım.

Defterde sadece bu gibi konular mı vardı? Değil elbette. Şarkı sözleri, şiirler, değişik anekdotlar da vardı. Yine bir örnek vereyim. Osmaniye’nin Zorkun yaylasında, gençler bazı öğretmenlerimizin eşliğinde o bölgenin zirvesi olan Kel Daz tepesine bir gezi düzenlediler. Çok güzel bir maceraydı. Zaten bir daha da Kel Daz’a gitmek nasip olmadı.

Bir de, o zaman Zorkun civarında Mitisin, Çataloluk mevkisinde bir Gençlik Kampına gitmiştik. Yine bazı öğretemlerimiz bizimle beraberdi.Bizimkisi, bizim için sıradan bir ziyaretti.Halbuki orada bulunan üniversite öğrencisi gençlerin vatan,millet, memleketin geleceği ile ilgili büyük idealleri vardı.

Şu deftere bakın neler neler not almışım. Ama yorum yok! Daha neler vardı? Hatırlamaya çalışayım! 1967 yılında bile sineması olan Zorkun yaylasında, sinemayı kapattılar! Sonra gençlerin gittiği Langırt denen ( biz Masa Topu derdik) oyun yerlerini kaldırdılar.

Yetmedi gençlerin okuduğu Teksas, Tommiks, Zagor vesaire başlıklı çizgi roman türü kitapların okunmasını engellediler. Gerçi bizim Türkçe hocası da bu tür kitaplara karşıydı. Konuşmada akıcılığı önler diyordu. Ayrıca tipik Amerikan propagandası içerikli kitaplardı. En basitindan Kızılderili yerliler kötü Amerikalılar iyi gösteriliyordu.

1970’li yıllarda insanlar için gönüllü gidilen açık hapishane görünümlü Zorkun yaylası ile not aldığım hatıralar biter mi? Bahsettim ya hiç sosyal faaliyet yok. O zaman ne yapacağız? Bol bol ders tekrarı, ayrıca çeşitli kitapları okumaktan başka çaremiz yoktu.

Bir de Her Şey Defterine notlar alıyordum. Güzel bir söz, hikaye, fıkra duyarsam hemen not ediyordum. Bir gün bir arkadaş bir şeyler söyledi. Ne diyordu? “Gece dana kavurması, gündüz tesbih çevirmesi, kurban olam tesbih sana kimse güman gelmez bana!” Yani? Yanisi şu, adamın birisi gece köyden danayı çalar kavurma yapar, gündüz ise ağzı fısır fısır, elinde tesbih gayet mazbut birisi gibi gezermiş. Bu arada “güman” şüphe demekmiş!

Yıl 1973, kendimce kimsenin bakmadığını düşündüğüm Her Şey Defterime aldığım notlarda çok özel (!) sayılacak şu notlarım vardı. O yıl Genel Ünivesite sınavı, Ortadoğu Teknik Üniversitesi sınavı, Eğitim Enstitüsü sınavı ve de Kara Harp Okulu sınavlarına girmiştim. O dönemin şartlarında züğürt tesellisi gibi Eğitim Enstitüsü İngilizce Öğretmenliği bölümünü kazanmıştım.

Düşünün hayaller Ankara, İstanbul veya İzmirde bir Üniveristede okumak iken, gerçek Diyarbakır Eğitim Enstitüsü İngilizce Öğretmenliği bölümü!

Gerçi daha sonra siyasi sebeplerden orada da okuyamadık Ankara Gazi Eğitim Enstitüsüne yatay geçiş yapıp oradan mezun oldum. Hayalim kısmen de olsa gerçekleşti.

Tekrar her şey defterine dönecek olursak, bir gün baktım aile efradından birisi benim yazdığım konularda, benim düşüncelerimi söylüyor. Şiirlerden, şarkılardan bahsediyor. Babama da benim defterden bahsetmiş. Yok kötü bir şey değil. Ama onlara hitap etmeyen konular olunca, onlar garipsemiş.

Bunun üzerine ben de, bağrıma taş basarak o defteri de imha etmek zorunda kaldım. Keşke hissi davranıp o Her Şey Defterini yakmasaydım. Gerçi yine durmadım. Yıl 1977, Öğretmen olunca  gülmeyin ama saman yapraklı denen, sarı yapraklı bir defter aldım. Bu sefer ona yazmaya başladım.O defteri saklıyorum.Onu imha etmedim.Bir fırsat bulursam o defterimden de bahsederim. Neler yazmışım, onlara bakarız.