Kars ve ülkemiz genelinde gerek yağmur ve gerekse kar yağışları son on yılın en iyi seviyesinde olduğu söylenebilir. Yağış miktarı ne kadar çok olursa gerek doğal yaşamda gerekse de tarımsal amaçla kullanılan arazilerde verim oldukça yüksek olur. Başka bir deyişle yağışın bol olması kırsal kesimde verimliliği artırır, çiftçinin köylünün üretimi artar.Üretimve verimlilik artınca her kesimin temel gıdaya ulaşımı daha kolay olur ve ekonomi canlanır. Uzun yıllardır ülkemizde ve dünyada yaşanan kuraklık nedeniyle yerüstü akarsuların azalması, kuruması, göllerin kuruması gündeme gelmiştir.
Yerüstü kullanım suyu azalınca insanoğlu doğal olarak yeraltı sularına yönelmiştir. Yeraltı sularının gün geçtikçe daha fazla çekilerek kullanılması her yeni açılan artezyen kuyularının daha derinlere inmesine neden olmaktadır. Tüm dünyada yeraltı sularının aşırı derecede kullanılması soncu dünya yeraltı su seviyesinin ortalama 31-32 metre aşağı düştüğü bilinmektedir. Dünya yeraltı su seviyesinin düşüşüne; Kars KuyucukGölünün kuruması ve Konya ovasındaki obrukların oluşması çarpıcı örnek olarak verilebilir. Aslında dünyadaki su miktarı aynı ancak suyun halleri sürekli olarak değişmektedir. Suyun; sıvı, katı ve gaz hali olmak üzere toplamı dünyadaki su miktarını vermektedir. Dünyanın mevcut suyunu, kullanabilir, içilebilir ve kullanılamaz olarak kabaca üç grupta toplamak mümkündür. Toplam su miktarı değişmemekle birlikte suyun hallerindeki oransal değişimler dünya ciddi sıkıntılar vermektedir. Mademki dünyada su miktarı değişmiyor o halde neden kuraklık ciddi boyutlara ulaşmış durumda sorusu akla gelebilecek en basitçe bir soru gibi duruyor. Suyun sıcaklığa bağlı olarak sıvı halden gaz haline geçmişiyle oluşan yağmur bulutları atmosfer sıcaklığı sayesinde yoğunlaşarak yağmur ya da kar olarak yeryüzüne ulaşıyor. İster yağmur şeklinde olsun isterse kar şeklinde olsun yeryüzüne düşen yağışın ekosisteme yararlı olabilmesi için toprağın ve bitkilerin yeterince yararlanması gerekir. Metrekareye düşen yağış miktarı yağışın yoğunluğunu bildirir. Yağışın yağmur şeklinde olduğunda, metre kareye düşen yağışın normal seviyenin çok üzerinde olması tam bir felaketi beraberinde getiriyor. Çok kısa sürede yoğun yağmurun yağması toprağın yararlanması yerine tam tersine zarar vererek erozyona neden olmaktadır.
Bir cm kalınlığındaki toprağın ortalama 100 yılda oluştuğu bilindiğine göre erozyon ile ne kadar büyük kaybın olduğunu kolayca anlayabiliriz. Ayrıca toprağın en verimli kısmının ilk 10-15 cm’lik kısmın olduğu ve tarımda toprağın en fazla 20-25 cm’lik kısmının kullanıldığı düşünüldüğünde erozyonun ne kadar ciddi bir kayba neden olduğu anlaşılır. TEMA’nın kurucularından rahmetli Hayrettin KARACA beye Toprak dede denmesinin nedeni TEMA’yı ilk kurduğu günden beri Erozyona dikkat çekmesindendir. Erozyon ile birlikte eğime bağlı olarak akışa geçen toprak derelere, oradan küçük sulara, derelere, çay, ırmak ve nehirler vasıtasıyla; barajlara, göllere, denizlere ve okyanuslara taşınmaktadır. Erozyon ile toprakta ciddi bir kaybın yanı sırasularda da ciddi bir kirlilik meydana gelmektedir. Yağışın kar şeklinde olması ve yoğun bir kar yağışının meydana gelmesi tabiki doğal olarak tarımsal alanlarda ve doğal ekosistemlerde üretimin ve verimliğin çok olacağı anlamına gelir. Ancak iklim bozulması nedeniyle yağan karın çok hızlı bir şekilde ve mevsimsiz erimesi yine toprağın yeterince sudan yararlanamadan eğime bağlı olarak akışa geçmesi söz konusudur. Yukarıda bahsedilen şekilde erozyon meydana gelerek ciddi bir toprak kaybı su kirliliği meydana gelmektedir. Pekala, bu olumsuzlukların azaltılması ve giderilmesi için ne yapılmalıdır. Yapılması gerekenleri şu başlıklar halinde sıralamak mümkündür:
- Sera gazlarının salınımının azaltılması
- İnsan karbon ayak izinin azaltılması
- Su kullanımı ve kuraklık konularında tüm toplum kesimlerine eğitim verilmesi
- Tarımsal alanların gelişigüzel büyütülmemesi
- Yeşil ve ormanlık alanların artırılması
- Çayır ve mera yönetim sistemlerinin gözden geçirilmesi
- Fosil yakıtlar yerine yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelinmesi
- Okullardaki eğitimin yanı sıra toplumda doğa ile iç içe olan insanlara yetebilecek kadar, Çevre, ekosistem ve ekoloji konularında temel eğitim verilmesi gerekir.
Bireylerin, toplumların, devletlerin ve tüm dünya insanlığının üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerekir.




