Merhaba çok kıymetli okuyucularımız,
Bir mahallede düşünün; bir kişiye iki kişi saldırdığında, çevredeki insanlar genellikle haksızlığa uğrayanın yanında yer alır. Çünkü vicdan bunu gerektirir. Güçlü olanın değil, haklı olanın yanında durmak insanlığın en temel değerlerinden biridir.
Bugün dünya sahnesinde yaşananlara baktığımızda ise, ne yazık ki aynı vicdanı göremiyoruz. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sürerken, dünya adeta bu savaşı uzaktan izlemekle yetiniyor. Oysa savaşın kazananı olmaz; savaşın kazananı sadece ölüm ve yıkımdır. Son günlerde İran’da yüzlerce insan hayatını kaybetti, binlercesi yaralandı. Sivil kayıpların her geçen gün arttığı ifade ediliyor.
Ne yazık ki bu kayıpların büyük bölümü sıradan insanlardan oluşuyor. Evine ekmek götürmeye çalışan bir baba, okula giden bir çocuk, geleceği hayal eden gençler… Bir insanın hayatı petrol hesaplarına, siyasi çıkar hesaplarına kurban edilecek kadar değersiz midir?
Belki de o saldırılarda hayatını kaybedenlerin arasında dünyayı değiştirecek bir bilim insanı, insanlığa büyük faydalar sağlayacak bir doktor ya da toplumuna yön verecek bir lider vardı. Ancak savaş, bütün bu ihtimalleri bir anda yok ediyor.
İran bugün iki büyük güç karşısında mücadele veriyor. Elbette savaşın sonucu sadece askeri güçle belirlenmez. Tarih bize göstermiştir ki; halkın iradesi, inancı ve direnci çoğu zaman en büyük güçlerden bile daha etkili olmuştur.
Mazlumların duası ve halkların vicdanı her zaman güçlüdür. Tarih boyunca zulümle ayakta kalan hiçbir güç sonsuza kadar varlığını sürdürememiştir. Gün gelir, adalet yerini bulur.
Bizler inanıyoruz ki dünyada barışın ve adaletin hakim olması için herkesin sesini yükseltmesi gerekir. Çünkü sessizlik bazen en büyük onaydır.
Bugün dünyanın ihtiyacı olan şey daha fazla savaş değil, daha fazla insanlıktır.
Unutmayalım; güç gelip geçicidir, ama adalet ve vicdan kalıcıdır.
Bütün kalbimizle ve dualarımızla İran’ın sonu kadar yanındayız. İnşallah İran kazanacak ve bu iki büyük ülkeye dersini verecektir.




