Merhaba çok kıymetli okuyucularımız,
Her mesleğin içinde, işi bilmediği hâlde biliyormuş gibi ortalıkta dolaşan bir çok insan vardır. Ancak bazı meslekler vardır ki, bu tür yaklaşımlar sadece kaliteyi düşürmekle kalmaz; doğrudan toplumun bilgi alma hakkını da zedeler. Gazetecilik de işte tam olarak böyle bir meslektir. Çünkü gazetecilik; sorumluluk, omurga ve vicdan işidir.
Ne yazık ki bugün, gazetecilik gibi kutsal bir mesleğin içine sızmış, mesleği kirleten bir güruh ile karşı karşıyayız. Bunlar gazeteci değil; fırsat kollayan, rüzgâra göre yön değiştiren, kalemini değil karakterini eğip büken insanlardır. Ama en tehlikelisi de şu: Kendilerini gazeteci zanneden bu yapı, toplum nezdinde de mesleğin itibarını aşağı çekiyor.
Bugün gazetecilik yapmak için ne bir yeterlilik aranıyor, ne de bir mesleki süzgeç var. Hal böyle olunca, eline telefon alan, sosyal medya hesabı açan herkes kendini gazeteci ilan ediyor. Sonra ne oluyor? Gerçek gazeteciler ile “şakşakçılar” aynı kefeye konuluyor. İşte asıl tehlike tam da burada başlıyor.
Bakın açık konuşalım… Gazetecilik; birilerinin hoşuna gitmek için yazı yazma işi değildir. Gazetecilik; güçlünün yanında durmak değil, haklının yanında durma mesleğidir. Ama gelin görün ki bazıları için gazetecilik; bir kapı aralama, bir menfaat sağlama, birilerine yanaşma aracı hâline gelmiş durumda. Bu insanlar artık o kadar alışmış ki bu düzene, eğilip bükülmekten adeta karakterleri yamulmuş.
Şimdi ben gerçeklerle yüzleşmek adına bunu yazıyorum. Mesleğini adam gibi yapanlar lütfen alınmasın.Gazetecilik yerine ömrünü yağcılığa adayanlar bıktırdı bizi yeter artık.
Osmaniye özelinde konuşacak olursak, tablo daha da düşündürücü. Sayısı zaten sınırlı olan gazetecilerin bulunduğu bir şehirde, dört ayrı gazeteciler cemiyetinin olması başlı başına bir çelişkidir. Bu durum; birlikten çok ayrışmayı, kalite yerine kalitesizliği getiriyor. Cemiyetlerin asli görevi mesleği korumak ve standart koymakken, maalesef bugün geldiğimiz noktada bu misyonun oldukça uzağında kalındığını görüyoruz. Makamını korumak için hiçbir şeyden çekinmeyen cemiyet başkanları mesleğin itibarını bitirmek için elinden geleni yapıyor.
Başka şehirlerde bu iş nasıl yapılıyor, bir bakalım. Örneğin Adana’da… Gazeteci sayısı Osmaniye’ye göre kat kat fazla olmasına rağmen tek bir güçlü cemiyet yapısı var. Ve o yapı, mesleğin ciddiyetini korumak adına ciddi bir filtre uyguluyor. Her önüne geleni “gazeteci” diye kabul etmiyor. Toplantılarda, organizasyonlarda, kimlik sorgusu yapılmadan kimse masaya oturamıyor. Çünkü orada meslek bir itibardır.
Peki Osmaniye’de?
Maalesef “kim ne yaparsa yapsın” anlayışı hâkim. Çünkü bazıları için bu düzensizlik konfor alanı oluşturuyor. Kimse kimseye “sen ne yapıyorsun?” diye sormuyor. Sormadığı gibi, işine geldiği için görmezden geliyor.
Ben şahsen birçok toplantıda bulunmamayı tercih ediyorum. Çünkü gazetecilikle uzaktan yakından ilgisi olmayan kişilerle aynı masada oturmak, bu mesleğe yıllarını vermiş biri için bir utanç vesilesidir. Bu bir tavırdır, bir duruştur. Ve inanıyorum ki bu duruş çoğaldıkça, bu meslek yeniden ayağa kalkacaktır.
Bugün Osmaniye’de gazetecilik bitme noktasına geldiyse, bunda sadece “gazeteci bozuntularının” değil; bu duruma sessiz kalanların da payı vardır. Çünkü sessizlik, bazen en büyük ortaklıktır.
Unutmayalım;
Gazetecilik kimsenin arka bahçesi değildir.
Gazetecilik; korkmadan yazabilenlerin, eğilmeden durabilenlerin mesleğidir.
Eğer bu meslek yeniden ayağa kalkacaksa, önce içimizdeki çürükleri ayıklamak zorundayız. Aksi hâlde sadece meslek değil, toplumun doğru bilgiye ulaşma hakkı da yok olmaya devam edecek.
Kalemin itibarı, onu tutanın omurgası kadardır.