Merhaba çok kıymetli okuyucularımız,
Hayatta bazı sözler vardır ki insanın aklına kazınır. Üzerinden yıllar geçse de anlamını hiç kaybetmez. İşte o sözlerden biri de şudur: “En tehlikeli insan, büyük görevlere getirilmiş küçük insanlardır.”
Çünkü makam büyüdükçe sorumluluk büyür, yetki büyür, etki büyür. Ama o koltuğa oturan kişinin karakteri küçükse, ufku dar ise, işte o zaman makam büyüse de ortaya çıkan tablo küçücük kalır.
Tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Büyük makamlara oturan herkes büyük insan değildir. Bazıları vardır ki koltuğun ağırlığını taşır, bazıları vardır ki koltuk onları taşır. İşte sorun da tam burada başlar.
Küçük insanların en büyük özelliği, yetkiyi hizmet için değil güç gösterisi için kullanmalarıdır.
Eleştiriye tahammülleri yoktur. Kendilerinden farklı düşünenleri düşman görürler. Liyakati değil sadakati tercih ederler. İş bilen insanlardan korkar, kendilerine benzeyenleri etraflarında toplamaya çalışırlar. Çünkü bilirler ki güçlü insanların olduğu yerde zayıflıkları ortaya çıkar.
Büyük insan ise tam tersidir.
Eleştiriden korkmaz.
Yanında kendisinden daha bilgili insanlar bulunmasından rahatsız olmaz.
Çünkü amacı koltuğu korumak değil, hizmet üretmektir.
Ne yazık ki toplumların en büyük talihsizliği de tam burada başlar.
Eğer bir kurumda, bir şehirde veya bir ülkede büyük makamlar küçük insanlara teslim edilirse; orada gelişim değil gerileme başlar.
Adalet zedelenir, güven sarsılır, üretim azalır, umut kaybolur.
Aslında mesele makam değil, mesele o makamı taşıyan karakterdir.
Büyük insanlar makamı büyütür.
Küçük insanlar ise makamı küçültür.
Bu yüzden toplum olarak en çok dikkat etmemiz gereken şeylerden biri de budur:
Bir koltuğa kimin oturduğu değil, o koltuğa oturan kişinin vizyonu, ahlakı ve kapasitesidir.
Unutmayalım…
Bir şehir, bir kurum ya da bir ülke; makamların büyüklüğüyle değil, o makamları taşıyan insanların büyüklüğüyle yükselir.