Değerli Okuyucular;
Çukurova’yı sevmek için uzun gerekçelere ihtiyaç yoktur; bu topraklarda bir süre yaşamak, insanına ve doğasına tanıklık etmek yeterlidir. Ben üniversite çağına kadar orada yaşamış olsam da, bugün hâlâ imkân buldukça memlekete gidip hasret giderenlerdenim. Çünkü Çukurova, yalnızca doğduğunuz yer değil; içinizde taşımaya devam ettiğiniz bir aidiyettir.
Bereketli toprakları, yakan güneşi ve yüksek nemiyle bu coğrafya, insanına hem dayanıklılık hem de sıcaklık kazandırır. Yazın sıcağı ve nemi sıkça konuşulsa da yılın büyük bölümünde yaşaması keyifli bir iklime sahiptir. Aynı gün içinde denizin serinliğini, yaylanın ferahlığını hissedebilmek ise Çukurova’ya özgü nadir ayrıcalıklardan biridir.
Ancak Çukurova’yı asıl kıymetli kılan, insanıdır.
Bu bölgenin insanı, tıpkı havası gibi ılımandır. Çoğu meselede makuliyet çizgisini korur; aile içinde ortak aklı önemser. Kadını yok sayan değil, karar süreçlerine dâhil eden bir kültürel zemine sahiptir. “Benim dediğim dedik” anlayışı baskın değildir; istişare esastır.
Zaman zaman sert ve fevri görünebilirler. Fakat o sertliğin ardında güçlü bir vicdan ve derin bir aidiyet duygusu vardır. Doğru bir üslupla yaklaşıldığında, aynı kişiler son derece uyumlu ve yapıcı olabilirler.
Çukurovalı çalışkandır. Devletine bağlı, milletine karşı sorumluluk sahibidir. Uyanıktır; fakat bu uyanıklık kurnazlık değil, hayata karşı tetikte olma hâlidir. Elde edilen başarıların çoğu, kişisel gayretin ve emeğin sonucudur. Kayırılmayı değil, mücadeleyi bilir.
Misafirperverlik bu coğrafyanın köklü bir geleneğidir. Paylaşma kültürü hâlâ canlıdır. Köylerde davetsiz misafirlik yadırganmaz; “olan” paylaşılır. Gösterişten uzak, samimi bir ikram anlayışı vardır.
Azla yetinmeyi, küçük şeylerden mutlu olmayı bilirler. Mutluluk için gösterişli bir yaşam şart değildir. Bir yaylada çul (kilim, minder) serip semaverde çay demlemek, birçokları için gerçek huzurun tarifidir. Doğallıklarını korurlar; en varlıklısı dahi şatafat içinde yaşamayı tercih etmez.
Rekabeti ve üretmeyi severler. Bulundukları ortamı dönüştürme ve geliştirme eğilimindedirler. Sorun karşısında geri durmak yerine sorumluluk almayı tercih ederler. Yorulsalar da mücadeleden kaçmazlar.
Gurbet, Çukurovalı için ayrı bir başlıktır. Memlekete duyulan özlem derindir. İmkân bulduğunda toprağına dönme, bahçesiyle uğraşma, deniziyle ve yaylasıyla yeniden buluşma arzusu hep canlıdır.
Aidiyet duygusu güçlüdür. Sahipsizliği kabul etmez; ağır gelen gerçeklerle yüzleşse de mücadeleyi bırakmaz. İnançlıdır, değerlerine bağlıdır. Vatan ve millet söz konusu olduğunda tartışmaya değil, duruşa inanır.
Elbette her toplum gibi eksikleri ve kusurları vardır. Ancak güçlü yönleri, bu kusurların önüne geçecek kadar belirgindir.
Bu kadar zengin insani özelliklere sahip bir coğrafyayı sevmemek mümkün müdür?
Bizlere düşen; iyi yönlerimizi korumak, eksiklerimizi olgunlukla düzeltmek ve birlik duygusunu diri tutmaktır. Çünkü iyilik gerçekten bulaşıcıdır.
Tüm Çukurovalı hemşehrilerime saygı ve muhabbetle.