Merhaba çok kıymetli okuyucularımız,
Dünya siyasetinde güç dengeleri yeniden kurulurken, bedelini yine masum insanlar ödüyor. Bugün gelinen noktada Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail arasındaki stratejik iş birliği, yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte de ciddi gerilimler üretmektedir. Özellikle Ortadoğu’da uzun süredir devam eden çatışmalar, artık sadece iki ülke arasındaki mesele olmaktan çıkmış; tüm dünyanın güvenlik ve istikrarını tehdit eder hâle gelmiştir.
Filistin’de yaşanan acılar hâlâ hafızalardaki tazeliğini korurken, şimdi de İran ile yükselen tansiyon, yeni ve daha büyük bir çatışmanın ayak seslerini duyurmaktadır. Savaş söylemleri kolay kuruluyor; ancak yıkılan şehirleri, yetim kalan çocukları ve evsiz bırakılan aileleri yeniden ayağa kaldırmak nesiller sürüyor. Güç gösterisi uğruna yürütülen her askeri hamle, bölgede zaten kırılgan olan barış umutlarını biraz daha zayıflatıyor.
Özellikle ABD Başkanı Donald Trump döneminde dile getirilen sert açıklamalar ve askeri operasyonlara ilişkin övünç ifadeleri, uluslararası kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açmıştı. Devletlerin güvenlik politikaları olabilir; ancak bu politikaların insani ve hukuki boyutları göz ardı edildiğinde ortaya çıkan tablo vicdanları yaralamaktadır. Güçlü olmak, sınırsız davranma hakkı vermez.
Öte yandan geçmişte Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ile yaşanan diplomatik krizler de göstermiştir ki küresel aktörler zaman zaman uluslararası hukuk sınırlarını zorlayan hamleler yapabilmektedir. Ancak dünya artık tek kutuplu bir düzlemde değil; her adımın siyasi, ekonomik ve insani sonuçları çok daha hızlı ve sert şekilde geri dönmektedir.
Bugün sorulması gereken soru şudur: Bu çatışmaların nihai hedefi nedir? Enerji kaynakları mı, jeopolitik üstünlük mü, yoksa küresel güç rekabetinde yeni bir pozisyon alma çabası mı? Hangi gerekçe öne sürülürse sürülsün, hayatını kaybeden her insan, siyasetin başarısızlığını gösterir.
Dünya kamuoyu artık savaş manşetleri görmek istemiyor. İnsanlık; istikrar, diplomasi ve karşılıklı saygı istiyor. Devletlerin görevi yeni cepheler açmak değil, var olan krizleri akıl ve sağduyu ile çözmektir. Aksi hâlde bugün Ortadoğu’da yükselen duman, yarın tüm dünyayı sarabilir.
Unutmayalım: Savaşın kazananı olmaz. Güçlü olan değil, adil olan tarihte saygıyla anılır. Ve en büyük zafer, bir tek insanın bile haksız yere ölmediği bir dünyayı inşa edebilmektir.