Merhaba çok kıymetli okuyucularımız,
Başak Gazetesi olarak kurulduğumuz günden bu yana kamunun hakkını nasıl savunduysak, bundan sonra da aynı hassasiyet ve kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz. Bizler ne kamu gücüne sahibiz, ne de herhangi bir yetkiye. Sıradan gazetecileriz. Ancak unutulmamalıdır ki gazeteciliğin asıl gücü makamdan değil, vicdandan gelir.
Osmaniye’de yöneticilik yapanlar şunu asla akıllarından çıkarmamalıdır: Bugün belki kimse sizden hesap sormayabilir. Ancak gün gelir, yapılan her israfın, her yanlışın ve kamunun zararına olan her adımın hesabı mutlaka sorulur. Çünkü Osmaniye kimsenin şahsi mülkü, kimsenin babasının çiftliği değildir.
Bizler bazı gerçekleri görüyoruz. Gördüklerimizi yazmak, sorgulamak ve kamunun hakkını savunmak bizim mesleki sorumluluğumuzdur. Elbette bu duruş, belirli çevreleri rahatsız edebilir. Özellikle de kamusal faydayı değil, kişisel çıkarı önceleyenleri… Mücadelemizden rahatsız olanların saldırıları ise, bizleri yolumuzdan döndüremez.
Garip olan şudur: Bize saldıranlar da aslında aynı düzenin mağdurlarıdır. Biz yalnızca kendimiz için değil, herkes için; tüyü bitmemiş yetimin hakkı için ses yükseltiyoruz. Ancak bazıları gerçeği savunmak yerine, gerçeği dile getirenlere saldırmayı tercih ediyor.
Şunu açıkça ifade edelim: Eleştiri, baskı ya da itibarsızlaştırma çabaları bizleri yıldırmaz. Eğer bizler kulaktan dolma sözlere, dedikodulara ve yönlendirilmiş algılara teslim olsaydık, bugün basın camiasında varlık gösteremezdik.
Bizim görevimiz nettir: Kamunun hakkını savunmak, yanlışları dile getirmek ve halk adına denetim görevini yerine getirmek. Görmek istemeyenler olabilir. Duymak istemeyenler de… Ancak gerçeklerin er ya da geç gün yüzüne çıkmak gibi bir huyu vardır.
Kimse yaptığı yanına kâr kalır zannetmesin. Tarih, er ya da geç herkese aynayı tutar.
Biz Osmaniye için varız. Dün olduğu gibi bugün de, yarın da Sonuna kadar olmaya devam edeceğiz.