Değerli okurlar,
Bugün Osmaniye’nin sokaklarında yürürken hissettiğimiz o manevi boşluğun asıl adı: Parçalanan aileler ve rekor kıran boşanma oranlarıdır. Eskiden evlerimiz birer huzur kalesiydi; şimdi ise o kaleler birer birer yıkılıyor. Oysa bir yuvayı ayakta tutan iki ana sütun vardır: Anne ve Baba. Biri olmazsa diğeri eksik, biri yıkılırsa yuva tarumar olur.
Günümüzde "anlaşamıyoruz" diyerek en küçük sarsıntıda mahkeme kapılarına koşuluyor. Oysa anne olmazsa baba yarım, baba olmazsa anne kanatsız kalır. Bu eksiklik sadece eşler arasında değil, asıl faturayı çocuklar öder. Anne şefkatinden veya baba dirayetinden mahrum yetişen bir evlat, hayata karşı savunmasız kalır. Anne ve babanın bir arada olmadığı bir evde, sağlıklı bir birey yetiştirmek neredeyse imkansızdır.
Sonuç ne mi oluyor? İşte o zaman yozlaşmış bir toplumun temelleri atılıyor. Anne-baba rehberliğinden yoksun kalan gençlerimiz; "nerede sabah orada akşam" diyen, sorumluluk almaktan kaçan, evliliği bir yük gören bireylere dönüşüyor.
Sokaklarda, sosyal medyada orasını burasını açıp sergileyen, mahremiyetini üç kuruşluk beğeniye kurban eden bir nesil türüyor. Şimdi soruyorum: Kendi iffetini korumaktan aciz bir kızdan yarın nasıl bir anne olur? Kendi bedenini teşhir malzemesi yapan biri, yarın evladına hangi edebi, hangi hayayı öğretebilir? Bir toplumun geleceği annenin elindedir; anne adayı savrulmuşsa, o yuva daha kurulmadan yıkılmaya mahkumdur.
Televizyonlardaki o kadın programları, evli kadınların başkasına kaçışını, DNA testlerini canlı yayında çarşaf çarşaf sergileyerek boşanmayı ve ihaneti "normal" bir olaymış gibi zihinlere kazıyor. TikTok denilen ahlak mezarlığında ise aile mahremiyeti yerle bir ediliyor. Bu rezillikleri izleyip özenti duyan bir toplumda, boşanmaların artması kaçınılmazdır. Bir yanlışı ayyuka çıkartmak, ona ortak olmaktır!
"Ekonomik Özgürlük" Yuva Yıkma Sebebi Olmamalı
Kadının çalışması bir değerdir ancak bu durum "benim param var, kimseye ihtiyacım yok" diyerek ailevi sorumluluklardan kaçma bahanesi olmamalıdır. Aileyi bir şirket ortaklığı gibi gören anlayış, ilk kâr kaybında (yani ilk kavgada) tasfiyeye gidiyor. Oysa aile bir şirket değil, mezara kadar sürecek bir gönül ittifakıdır.
Son Söz: Dönüş Yolumuz Edep ve Sabırdır
Boşanmalar artıyor çünkü sabrı, şükrü ve hayayı unuttuk. Kimse kusura bakmasın; edep yerlerini sergilemeyi "özgürlük" sanan, evliliği "eğlence" gören, sorumluluktan kaçan bir zihniyetle huzurlu bir toplum inşa edilemez.
Osmaniye’nin vakur insanına sesleniyorum: Ailemize, iffetimize ve çocuklarımızın geleceğine sahip çıkalım. Unutmayalım ki; anne ve babanın bir arada olmadığı bir evde yetişen nesil, yarının yozlaşmış toplumunun habercisidir.
Çünkü aile çökerse toplum çöker, toplum çökerse vatan çöker!