Merhaba çok kıymetli okuyucularımız,
Tüm okurlarımızın Ramazan Bayramını en iyi dileklerimle kutluyorum.
Bir Ramazan ayını daha geride bırakırken, kapımızı çalan bir bayrama daha ulaştık. Ramazan Bayramı… Sadece takvimde bir tarih değil; gönüllerin yumuşadığı, kırgınlıkların unutulduğu, insanlığın kendine geldiği müstesna zamanlardan biridir.
Eskiden bayramlar bir başkaydı derler ya, aslında mesele bayramların değişmesi değil; bizim değişmemiz. O eski bayramlarda insanlar daha mı zengindi? Hayır. Ama gönüller daha genişti. Kapılar kilitli değil, sofralar sınırlı değil, muhabbetler hesaplı hiç değildi. Şimdi ise her şey var gibi ama bir şeyler eksik. İşte o eksik olan; samimiyet, vefa ve hatırlama duygusu.
Bayram dediğin sadece yeni kıyafet giymek, tatil planı yapmak değildir. Bayram; bir yetimin başını okşayabilmektir. Bayram; anne-babanın elini öperken gözlerinin içine bakabilmektir. Bayram; kırgın olduğun birini arayıp “hakkını helal et” diyebilmektir. Yani bayram, insan olmanın en sade ve en güçlü halidir.
Bugün etrafımıza baktığımızda, herkesin bir telaşı var. Kimisi geçim derdinde, kimisi hayatın yükü altında ezilmiş. Ama bayramlar tam da bu yüzden vardır. Biraz duralım diye, biraz hatırlayalım diye… Çünkü insan bazen koşarken unutur kim olduğunu, nereden geldiğini.
Özellikle şunu unutmamak gerekir; bu memlekette hâlâ paylaşmayı bilen, hâlâ komşusunu düşünen, hâlâ kapısını çalanı boş çevirmeyen güzel insanlar var. İşte bayramlar, o güzel insanların hâlâ var olduğunu bize gösteren en güçlü aynadır.
Bu bayramda da büyüklerimizi ziyaret edelim, küçüklerimizi sevindirelim. Bir telefon kadar yakın olan gönülleri ihmal etmeyelim. Çünkü bazen bir “iyi bayramlar” mesajı bile bir insanın yüzünde kocaman bir tebessüm oluşturur.
Son olarak şunu söylemek isterim; bayramlar gelip geçer ama geride bıraktığı izler kalır. O izlerin güzel olması da bizim elimizde. Bir bayramı daha sadece yaşamak değil, gerçekten hissetmek dileğiyle…