On bir ayın sultanı Ramazan kapımıza geldiğinde, Osmaniye’mizin o kadim yardımlaşma ruhu her zamanki gibi canlanıyor. Sofralar kuruluyor, eller uzatılıyor, paylaşmanın huzuru sokaklarımıza yayılıyor. Ancak yıllardır süregelen bir alışkanlığı artık günümüzün gerçekleri ve "insan onuru" çerçevesinde yeniden düşünmemiz gerekiyor: Ramazan Kolisi mi, yoksa nakdi destek mi?
Bugün gelinen noktada, ihtiyaç sahibi ailelere standart bir "erzak paketi" sunmak, her ne kadar iyi niyetli bir çaba olsa da, aslında onların gerçek ihtiyaçlarını görmezden gelmek anlamına gelebiliyor. Oysa yardımlaşmanın ruhu, sadece vermek değil; verdiğimiz kişinin ihtiyacına derman olabilmektir.
Bir paketin içine koyduğunuz pirinç, şeker ya da yağ elbette kıymetlidir. Ancak unutmamalıyız ki; bir evin o ayki acil ihtiyacı belki o koli içindeki bir ürün değil, çocuğunun ayakkabısıdır. Belki bir annenin önceliği mutfak rafındaki koli değil, bebeğinin maması veya bezidir. Ya da bir babanın en büyük derdi, biriken elektrik faturasını ödeyememenin verdiği mahcubiyettir.
Standart paketler, ihtiyaç sahiplerini tek tipleştirir; oysa her hanenin hikayesi ve eksiği başkadır.
İhtiyacı olana nakdi destek sağlamak, ona sadece para vermek değil; ona "seçme özgürlüğü" vermektir. Bir insanın kendi ihtiyacını, kendi önceliğine göre belirleyip giderebilmesi, insan onuruna en yaraşır yardım şeklidir. Kendi bütçesini yöneten, ihtiyacı olanı marketten gidip kendi beğendiği markayla alan bir kişinin duyacağı özgüven ve özgürlük hissi, bir paket yardımı almaktan çok daha kıymetlidir.
Nakdi desteğin bir diğer önemli boyutu da yerel ekonomidir. İhtiyaç sahibi hemşehrimiz aldığı destekle mahallesindeki bakkaldan, kasaptan veya manavdan alışveriş yaptığında, bu para Osmaniye’nin kendi içinde döner. Yani hem alan el, hem veren el, hem de bu döngüye aracılık eden yerel esnafımız kazanır.
Ramazan, sadece aç kalmak değil; aç olanın halinden anlamaktır. Halden anlamak ise, karşıdaki insanın özel ihtiyaçlarına saygı duymayı gerektirir. Gelin bu yıl Osmaniye’de bir farkındalık oluşturalım. Yardım paketlerini istiflemek yerine, ihtiyaç sahiplerine kendi ihtiyaçlarını belirleme özgürlüğünü tanıyalım.
Çünkü gerçek iyilik; insanın sadece karnını doyurmak değil, ruhunu ve onurunu da gözetmektir.